Değil ciddi kalma

Lib right olarak çözüm önerileri...

2020.11.23 16:18 westfalenz Lib right olarak çözüm önerileri...

Öncelikle uzun bir yazı olacak bunu belirteyim. kendini lib-right olarak tanımlayan biri olarak fikirlerimi yazayım. Her türlü tartışmaya ve karşıt fikre tamamen açığım.
Eğitim
Ben üniversite okudum devlet bana is vermek zorunda kafasına karsıyım. İssizlik maası, ücretsiz saglık sigortası da istemiyorum, ücretsiz eğitim ya da kitap istemiyorum. Köklü okullar hariç üniversitelere tamamen ozel ve paralı olmalı hatta. sadece alanında ciddi basarı gösteren öğrencilere üniversiteler burs vermeli, bu konuda kararı sadece üniversiteler devletin baskısından bağımsız bir şekilde bireysel olarak uygulamalı. Yani üniversite eğitiminin nitelikli hale gelmesi üniversiteye girişin sanki ortaokuldan liseye geçiş gibi standart bir halde olmasının önüne geçilmeli. Bunun da en büyük yolu merkeziyetçi sınavları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Sırf oturup cumhuriyet dönemi eser yazar ezberi yaptı diye bi adamın üniversiteye yerleşmemesi gerekiyor. Türkiye'de son yıllarda her ile bir üniversite mottosuyla yayılan üniversite eğitiminin yaygınlasıp değersiz hale gelmesine dur demek şart. Bu konuda devlet, öğrenci, öğrenci ailesi ve okulun yapıldığı yerdeki yerel halk ortaklaşa bir şekilde ülkeye dinamit atıyor. Devlet memnun çünkü üniversite açtık, bölgesel gelişime katkı verdik diye elini güçlendiriyor, öğrenci memnun çünkü ailesinden kopmak için birebir bir fırsat, özgür bir ortam o dönemde gençlerin uzun vadeli problemleri ertelemesine yol açıyor. Aile zaten çocuğum memur olsun, üniversite okumak şart kafasında. Yerel halk desen hangi araziye kaç katlı apartman dikerim daire x kira kafasında. Yok olan ise koskoca bir genç nüfusun hiç uğruna heba edilmesi. Üniversite öğrencisi sayımız korkunç derecede yüksek ve Türkiye'nin bu kadar lisans mezununu istihdam edecek gücü yok. Üniversiteler artık gençlerin işsizlik erteleme aracı olmaktan çıkmalı. Bunun da tek şart üniversiteleri paralı hale getirmek. Üniversiteye gitmenin bir bedeli olmalı. Bir bedeli olmalı ki artık üniversite nitelik kazansın. Başarılı öğrenciler önceki öğrenimlerinin değerin farkına varsın. Bu sayede lise ve ortaokul nitelik kazanır çünkü üniversiteler kendi uygulayacağı yeterlilik sınavları gibi daha önceki öğrenimi de tanıyacak. Eğer ki hiçbir kriteri sağlayamayıp burs ya da herhangi istediği bir bölüme yerleşemeyen kişi varsa Vakıf okullarına katılabilir ya da parasını ödeyerek bu eğitim hizmetini satın alabilir. Nitekim ciddi bir birikimle satın aldığı bir eğitimde bu kişi daha başarılı olacak ve eğitim süreci boyunca çok daha üretken olacaktır. Yüksek öğretime geçerken tanınan onceki öğretim basarısı mesleki eğitim ve liselerin gelismesinin ve eğitim kalitesini arttırmanın tek yolu. İnsanları olabildiğince çabuk bir şekilde ekonomik gelir elde etmesine yönelik politikalar güdülmeli. İşsizlikle mücadelede hedeflenmesi gereken en kalıcı çözüm bireyleri olabildiğince finansal açıdan bağımsız ve üretime katılabileceği şekilde hazırlamak. Ellerine diploma diye Türkiye'de toplam istihdam alanı 5000 i geçmeyen sektörlerde yılda onbinlerce mezun vermek değil... İşadamları daha çok üniversite kurmalı ve piyasanın ihtiyacına göre işleyeceği nitelikli personeli, piyasanın talebine göre dengelemeli. Bu şekilde ancak firmalar istedikleri nitelikte çalışanı yetiştirip dengeli bir kontenjan oranıyla üniversite eğitimini nitelikli hale getirebilir.
Bugün herkesin eleştirdiği market fiyatlarındaki en büyük artısın sebebi de yine memur zihniyetidir. Elinde dededen kalma dönüm dönüm tarlaları olan adamlar bile gidip memur olma pesindeyken o ülkede domatesin fiyatı 15 liraya da cıkar. Git ABD'nin en düşük gelirli eyaletine (mesela Alabama) kapıları cal ve halka domates fiyatı diye sor, adamlar neden bahsettiğini bile anlamazlar cünkü sıfır enflasyon sıfır faiz domates hep aynı fiyattadır. ABD'de en az konusulan koulardan biri tarımdır cünkü zaten GSYIH icindeki payı ve istihdam oranı makinelesme ve teknoloji ile birlikte cok düsüktür. Liberal-kapitalist ekonomi yerine devlete tapıcı memur zihniyetin oldugu yerde neolitik cagdan beri uygulanan tarımı bile beceremeyen topluma dönüsürler . Sonra burda sevimli sevimli gencecik heidi gibi kızların Avusturya'da inek sağdığı videoları atarsın.Evet cünkü o ülkelerde o kız gidip bir üniversite okuyayım da polis olayım, asker olayım ya da belediyede calısayım demiyor. Bunu diyen olursa da bunu yapmak da serbest ama bir bedeli var... Memur tapıcılıgını bırakıp girisimciligin yükseldiği bir ülke şart.
Liyakat
Liyakatın tek temeli sonucunda elde edilebilecek ekonomik kardır. Ancak ucu kar etmeye dokunan bir kurulusta liyakattan bahsedebilirsiniz. Devletin kontrol ettiği her türlü isletme sonucunda liyakatsız secim ve torpile en nihayetinde yozlasmaya ve zarar etmeye mahkumdur. Torpil,kar amacı güden şirkette dönmez. Diyelim ki benim bir özel okulum var ve matematik öğretmenine ihtiyacım var. Ben gidip dış tıcaret mezunu amcamı sırf ben yaparım dediği için o okula koyarsam iki gün sonra veliler kapıya gelir, öğrenciler memnun olmaz, basarı ciddi manada düşer ve benim isletmemi kimse tercih etmez. O zaman gider pasa pasa bu isten anlayan matematik öğretmeni alırım. Cünkü kurdugum isletmenin varlıgını sürdürmesi buna baglı. Devlette ise kim benim varlığımı sürdürmek icin gerekli oy potansiyelini sağlıyorsa onu kayırırım. Zira devlet kurumunda kar olmadığı icin öğrenciler basarısızmıs, pi de sondan 3. olmus ülke benim umrumda bile olmaz cünkü kafamdakı en büyük hedef koltugumu korumak olur. Bir güzel benim partime üye adamı kayırır yerlestirir yıllarca beslerim. Bir tane de 1 ay tarih videosu izleyerek yaptıgı ezberle gecinilebilen bir sınav koyarım ki bakın sonucta sınav var diye kılıf uydurayım. Liyakatı ben sağlayacağım diyen her türlü siyasi olusuma karsıyım.
Hayatımda hicbir zaman devlet hastanesinde diş bile çektirmedim, zaten cektiremiyoruz da. 6 ay sonraya gün veren hastaneler dolu memleket. Devletin bedavaya sağlayacağı bir hizmetten fayda bekleyen zihniyete karşıyım.
Ozel sektor desteklenmelidir, bu zorunluluktur. Ekonomik olarak right-wing olmayıp da gelişebilen bir ülke yoktur dünyada. Ozel sektörün büyümesi ve küresellesmesi sarttır. Üretimin yegane saglayıcısı ozel sektördür. Devletin üretimle ya da istihdamla işi yoktur. Kontrol mekanizması olarak devrede olmalıdır. ABD gösterdi ki güclü özel sektör yüksek üretim, yüksek üretim güçlü bir GSYIH, bu da mal ve hizmetlerin ucuzlasması ve yaygınlasması, herkesin alabileceği seviyede olması demek. Devlet yardımı değil, kendi emeğimle sağladığım yüksek alım gücü istiyorum. Bunun da tek koşulu ülkede küresel piyasada etkili olan ve katma değer üreten, rekabetçi bir özel sektör... Özel sektör istihdam sağlar, rekabetçi piyasada devamlılığını sağlayabilmek için ihtiyacı olan personele yüksek rakamlar öder, istihdam sağlar ve devletin sırtındaki kamu maliyeti yükünü alır. Devlet de bunun sonucunda bireyin önündeki en önemli engel olan vergileri düşürür. productivity artar.
Türkiye'de özel sektör güçsüz. bü yüzden sartları genel olarak olumlu değil. Bunun nedeni kapitalizmin kötü olması değil, Türkiye'deki serbest piyasanın ve özel sektörün yeterince güclü olmaması ve desteklenmemesi. Alım gücünün düsük olmasının sebebi emege gösterilen talebin az olmasıdır... Üretim olabildiğince arttırtılmalıdır ki bunun sonucunda emege ihtiyac duyulsun ve emek değerlensin. Özel sektörde calısan insanın ikinci sınıf vatandas muamalesi görmesine karsıyım. Kendi kendini istihdam edebilen vatandaşın kazancından kesilen vergilerle maasını ödediği kamu personeli tarafından hor görülmesine karşıyım. İnsanların üzerindeki devlet memurluğunun tek kurtulus olduğu yönündeki zihniyete karsıyım. Türkiye'dek sirketler Amerikan şirketleriyle karsılastırıldıgında mahalle bakkaliyesi gibi kalıyor. Bu kurumların size tatmin edici bir ücret ve iyi calısma kosullarını sağlayamaması bunu yapabilecek piyasanın olmamasından kaynaklanıyor. Ülkede özel sektörde calısan ve isverenin kosulları iyileştirilmelidir.
Sadece ve sadece bireyin ekonomik gelişimini ana hedef noktası yapan,liberal bir oluşumun taraftarıyım. Model olarak aldığım ülke ise ABD.
Dipnot: kabaca 600 usd kazanan lisans mezunu ve mesleki yeteneginden doğan emek sonucu elde ettiği gelir ve akıl sermayesi dışında hicbir sekilde baska geliri olmayan biri
submitted by westfalenz to svihs [link] [comments]


2020.10.29 10:55 baris6002 Vlog: Bir Sapığım Var!

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by baris6002 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.21 09:31 Mrkebabb Ilk ciddi kavgam

Sene 2015 5. Sınıftayım, ilkokul bitince okul değiştirmiştim ama yeni okulda da çevrem vardı, taa çocukluktan bile kalma ağır başlı arkadaşlarım filan var (5. Sınıfta da cocuktuk amk) neyse işte geldiğim okuldada zaten kavga ediyordum ama bu kavga yeni okuldaki ilk kavgam ve ilk ciddi kavgam. Ben daha okulun bahçesine bile adımımı atmadan kapıda iki kişi karşıladı ooo Şiyar buradamiydin demeye başladılar, neyse sıraya kadar gittik baktım direk 6-7 arkadaş geldi on sıralardan, sonra diğer sınıflardan da bir-kac kişi geldi, artık çevrem sağlamdı, hiç dayak yiyemezdim. Bir okul yıkılmıştı başka bir mahallede oradan da öğrencileri bu okula yollamışlar, birisi de bize düşmüş, sınıfa geçince baktım o da etrafına topları toplamış, hava filan atıyor, arada da bana bakıyor. Sıskanın teki ama hava atıyor beni o sinirlendiriyor. Neyse ben arkadaşlarla yine en arkada arkadaşlarla kurulmuşum, benim çocukluk arkadaşı var o da dev gibi adam, adam diyorum çünkü hocayı bile devirir öyle biri, ibne kuruldu masanın üstüne. Neyse biri yanaştı yanıma, o da bahsettiğim o atarlı çocuğun yanındaydı, dedi "sana laf atıyor, annene küfrediyor, bir vursam olur gider diyor" bende gittim sordum doğru mu diye, sana ne lan dedi, sinirlendim nasıl sana ne amk bana laf atıyorsun is koyuyorsun. Neyse küfretme özür dile lan filan dedim atarlandı, yakamdan tuttu bende bilerek ayaklarımı sağlama aldım ve beni itmesine izin verdim ama duvara doğru iterken yön değiştirttim ona ve beni tahtaya doğru itmesini sağladım, herkes görsün de ilk vuran oydu diyeyim baktım vurmuyor ve sırtım artık tahtaya dayanmış, o beni iterken de herkes ooo şiyar dayak yiyor filan diyor. Bir tane yumruk patlattım burnuna baktım yere devrildi kanlar akıyor, hamsi gibi çırpınıyor, sonra bir tane de karnına tekme attım o sırada müdür yardımcısı, hayatında odadan çıkmamış olan o müdür yardımcısı oradan geçti, ve gel lan buraya dedi. Gittik o özel lobiye, adamlar ciddi ciddi koruma filan yapmış o lobiye, üst katta da boss var, biz ikinci kata çıktık, üst kattaki boss müdür yardımcısını aradı ve at okuldan gitsin dedi, tel açıkta değil ama sesi geliyor, işte hoca da dedi yok müdürüm bir olay yok sadece tartışmışlar kavga filan yok. Sonra o sıska çocuğu çıkardı odadan, karşıma geçti nerelisin dedi mardinliyim hocam dedim. Baktım delirdi lan olum sürekli pislikleri bizden olanlar mı yapacak, beni öldürmeye mı çalışıyorsunuz, filan. Ama ben hala haklı olan benim kafasında konuşuyorum. Neyse kürtçe küfürler etti, sikecekler bunlar beni, anamızı aglattilar anlamında. Sonra benimde kürtçe bildiğimi hatırladı ve yuzu kızararak beni çıkardı odadan. Çocuğun annesi çocuğu da ikna etti benden davacı olmadılar, ve şikayetçi olmadıkları için atılmaktan kurtuldum. Bu da böyle bir anımdır. Ama dövdüm çocuğu yani, 2 sene boyunca o burnundaki yamuklukla dolandı
submitted by Mrkebabb to KGBTR [link] [comments]


2020.10.05 21:24 fahrenos Beyler sanırım bir sapığım var

Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead space i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by fahrenos to KGBTR [link] [comments]


2020.07.10 12:10 south31 dost kayaoğlu-buldum.mp4

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş bişey uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by south31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.26 22:51 karanotlar Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı Byung-Chul Han: Koronavirüs bizi bir ‘sağ kalma toplumuna’ indirgedi

Ahmet Çınar
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline gelecek” diyor. EFE’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, Efe’yle bir röportajında Covid-19 sonrası dünyayı böyle gördüğünü anlatıyor: “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu.”
1959’da Seul’de doğan Han, halen yaşadığı Almanya’da felsefe, edebiyat ve teoloji çalıştı. Kaçınılmaz olarak toplumu tükenme noktasına götüren aşırı bilgi ve olumluluğun, aşırı şeffaflık ve aşırı tüketimciliğin istilası altında olduğunu belirttiği modern toplumu eleştiren önemli seslerden birisi.
Hem yerel hem de küresel şöhrete sahip Koreli felsefeci, koronavirüsün gözetleme rejimleri ve biyopolitik karantinalar dayatmasına, özgürlükleri daraltmasına, hazza son vermesine ve kitlesel histeri ve korku ortamında bir insaniyet yoksunluğunu açığa çıkarmasına dair endişelerini EFE’yle paylaştı.
Han, Covid-19’un gizli sosyal farklılıkları ortaya çıkardığını vurgularken, “küreselleşmenin ilkelerinden birinin kârları maksimize etmek” olduğuna, “sermayenin insan sevmediğine” ve “ölümün demokratik olmadığına” dikkat çekiyor. Ona göre, salgının zirve noktasında bu nitelikler “ABD ve Avrupa’da pek çok hayata mal oldu.”
Byung-Chul Han bu krizin “dünyanın gücünün Batıdan uzaklaşarak biraz daha Asya’ya doğru kaymasına” yol açacağından emin –bu, yeni bir çağın şafağı.
Covid-19 insanın savunmasızlığını demokratikleştirdi. Artık daha kırılgan ve daha yönlendirilebilir olduğumuzu düşünüyor musunuz? Otoriterizm ve popülizmin kucağına düşmemiz daha mı kolay olacak?
Covid-19 şu anda insanın savunmasızlık ya da ölümlülüğünün demokratik olmadığını ama sosyal konuma bağlı olduğunu gösteriyor. Ölüm demokratik değildir. Covid-19 hiçbir şeyi değiştirmedi. Ölüm hiçbir zaman demokratik olmamıştı. Özel olarak salgın ise toplumlardaki farklılıkları ve toplumsal değişimi açığa çıkarıyor. Birleşik Devletleri düşünün. Diğer gruplarla kıyaslandığında, çok daha fazla sayıda Afro-Amerikalı ölüyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Paris’i düşük gelirli kenar mahallelere bağlayan metro vagonları tıka basa doluysa sokağa çıkma yasağının ne anlamı var? Banliyöden gelen göçmen kökenli yoksul emekçiler temastan kaçınamaz ve Covid-19 nedeniyle ölür. Çalışmak zorundasınızdır. Bakıcılar, fabrika çalışanları, temizlikçiler, satıcılar ya da çöpçüler evden çalışamaz. Öte yandan, zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler. Dolayısıyla, salgın sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Almanya’da ölü sayısının o kadar yükselmemesinin bir başka nedeni de sosyal sorunların diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’deki kadar ciddi olmamasıdır. Almanya’daki sağlık hizmetleri sistemi ABD, Fransa, İngiltere ya da İtalya’dakinden çok daha iyi durumdadır. Ama Covid-19 Almanya’da bile sosyal farklılıkları ortaya çıkarır. Almanya’da da sosyal açıdan zayıf olan daha önce ölür. Arabanın masrafını karşılayamayan yoksullar otobüsler, tramvaylar ve metrolara doluşur. Covid-19 bize ikinci sınıf bir toplumda yaşadığımızı gösterir. İkinci sorun ise Covid-19’un demokrasiye uygun olmamasıdır. Korkunun otokrasinin beşiği olduğu gayet iyi bilinir. Bir kriz durumunda insanlar güçlü liderler ister. Viktor Orban büyük ölçüde bundan yararlanıyor. Olağanüstü hali normalmiş gibi gösteriyor. Ve bu da demokrasinin sonudur.
Özgürlük ya da güvenlik? Salgınla mücadele için ödeyeceğimiz bedel nedir?
Salgın nedeniyle bir biyopolitik gözetleme rejimine doğru ilerliyoruz. Yalnızca iletişimimizi değil bedenlerimizi de: sağlığımız dijital gözetlemeye tabi olacak. Kanadalı yazar Naomi Klein’a göre, krizler yeni bir kurallar sisteminin habercisidir. Bu salgın şoku, sürekli olarak sağlık durumumuzu izleyen bir biyopolitik disiplin toplumunda, denetleme ve izleme sistemiyle bedenlerimizin kontrolünü ele geçiren dijital biyopolitikanın küresel olarak yerleşmesini sağlayacak. Batı, salgın şoku karşısında liberal ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacak. Sonra da özgürlüğümüzü kalıcı olarak kısıtlayan bir biyopolitik karantina toplumuyla karşı karşıya kalacak.
İnsanların yaşamında korku ve güvensizliğin sonuçları nelerdir?
Virüs bir aynadır. Nasıl bir toplumda yaşadığımızı gösterir. Önünde sonunda ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz. Bugün, sanki daimi bir savaş haline yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline geliyor. Yaşamın tüm güçleri yaşamı uzatmak için kullanılıyor. Sağ kalma toplumları iyi yaşama duygusunu tümüyle yitirir. Haz, kendi içinde bir amaç durumuna yükseltilen sağlığa feda edilir. Sigara yasağı örneğindeki katı yaklaşım sağ kalma histerisine tanıklık eder. Hayat giderek yalnızca sağ kalma çabasına dönüştükçe ölüm korkusu da artar. Salgın, özenle bastırdığımız ve dışladığımız ölümü tekrar görünür kılar. Kitlesel medyada sürekli olarak ölümün yer alması insanları sinirlendirir. Sağ kalma histerisi toplumu fazlasıyla acımasız yapar. Komşunuz, uzak durulması gereken olası virüs taşıyıcısıdır. Yaşlı insanların bakım evlerinde yalnız ölmesi gerekir çünkü bulaşma riski nedeniyle kimsenin onları ziyaret etmesine izin verilmez. Yaşamı birkaç ay uzatmak yalnız ölmekten daha mı iyidir? Sağ kalma histerimiz sayesinde iyi bir yaşamın ne olduğunu tamamen unuttuk. Sağ kalmak için, hayatı yaşanmaya değer kılan her şeyi gönüllü olarak feda ettik: sosyallik, topluluk ve yakınlık. Salgın göz önüne alınarak, temel hakların radikal biçimde kısıtlanması hiç tartışmasız kabullenildi. Paskalyada bile dini törenler yasaklandı. Papazlar da sosyal mesafe uyguladı ve koruyucu maske taktı. İmanı sağ kalmaya feda ettiler. Mesafeyi korumak iyilik anlamına geliyor. Virüs bilimi ilahiyatın gücünü elinden alıyor. Herkes mutlak yorum egemenliğine sahip virologları dinliyor. Yeniden diriliş hikayesinin yerini sağlık ve sağ kalma ideolojisi alıyor. İnanç, virüs karşısında yozlaşarak bir güldürüye dönüşüyor. Ve bizim Papa Francis? Aziz Francis cüzzamlılara sarılmıştı… Virüs korkusu ve paniği abartılıyor. Almanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yaş ortalaması 80 ya da 81. Almanya’da ortalama yaşam beklentisi 80,5. Virüse verdiğimiz panik tepkisi toplumumuzda bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor.
Koronavirüs sonrası toplumumuz doğaya daha fazla saygı duyar mı, daha adil ve iyi olur mu? Yoksa bizi daha bencil ve bireyci mi yapar?
“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında yakılan ateş balığı rahatsız etmiştir. Balık derine dalar ve Sinbad denize düşer. Bu masal bir meseldir: insanda temel bir körlük olduğunu öğretir. Neyin üstünde durduğunu bile göremez ve kendi yıkımını hazırlar. Alman yazar Arthur Schnitzler, yıkım merakı açısından insanlığı bir hastalıkla kıyaslar. Dünya üzerinde insafsızca çoğalan ve sonunda bizzat konakçıyı mahveden bir virüs ya da bakteri gibi davranırız. Büyüme ve yıkım birlikte gelir. Schnitzler insanların yalnızca ilkel seviyeleri anlayabileceğine inanır. Üst seviyelere ise bir bakteri kadar kördür. Dolayısıyla, insanlık tarihi -insanın ille de zarar verdiği- ilahi olana karşı sonsuz bir bir mücadelenin tarihidir. Salgın, insanın acımasızlığının bir ürünüdür. Son derece hassas olan ekosisteme acımasızca müdahale ederiz. Paleontolog Andrew Knoll insanın evrim pastasının yalnızca kreması olduğunu söyler. Gerçek pasta ise o narin yüzeyi istediği zaman yarıp geçme ya da istila etme tehdidi içeren bakteri ve virüslerden oluşur. Bir balığın sırtının güvenli bir ada olduğunu sanan denizci Sinbad insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur. Doğa güçleri tarafından uçurumun derinlerine atılarak parçalanması sadece bir an meselesiyken, insan kendisinin güvende olduğunu düşünür. İnsanın doğaya sergilediği şiddet daha güçlü olarak ona geri döner. Bu, Antroposen diyalektiğidir. Bu İnsan Çağında, insanoğlu hiç olmadığı kadar büyük tehdit altındadır.
Covid-19 küreselleşme için ölümcül bir yara mıdır?
Küreselleşmenin ilkelerinden biri de kârları maksimize etmektir. Örneğin, koruyucu maske ya da ilaç gibi tıbbi ürünlerin üretimi Asya’ya taşınmıştır. Bu durum, Avrupa ve ABD’nde pek çok yaşama mal oldu. Sermaye insan sevmez. Artık insanlar için değil sermaye için iş yapıyoruz. Marx sermayenin insanı üreme organına indirgediğini söylemişti. Bugün aşırı uçlara taşınan bireysel özgürlük, bizzat sermaye fazlasından başka bir şey değildir. Kendimizi tatmin ettiğimiz inancıyla kendimizi sömürüyoruz. Ama gerçekte birer hizmetçiyiz. Kafka, öz-sömürünün paradoksal mantığına dikkat çekmiştir: hayvan, kırbacı efendinin elinden çekip alır ve efendi olmak için kendini kırbaçlar. Neoliberal rejimde insanlar böylesine saçma bir durumdadır. İnsanlık, özgürlüğünü geri kazanmalıdır.
Koronavirüs ve yarattığı sonuçlar dünya düzenini değiştirir mi? Dünya gücünü kontrol etme ve ona egemen olma mücadelesini kim kazanır? Çin, ABD karşısında güçlenir mi?
Olasılıkla Covid-19 Avrupa ve ABD için hayra alamet değil. Virüs fiziksel bir sınavdır. Liberalizme pek de değer vermeyen Asya ülkeleri -Batı için hayal bile edilemez olan- dijital biyo-politik gözetlemelerin yardımıyla hızla salgını kontrol altına aldılar. Avrupa ve ABD sürüklenip duruyor. Salgın karşısında pulları dökülüyor. Zizek virüsün Çin rejimini devireceğini iddia etti. Zizek yanılıyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Virüs Çin’in gelişimini durduramayacağı gibi tam aksi olacak. Çin şimdi salgına karşı başarılı bir model olarak kendi otokrat gözetleme devletini de satacak. Eskisinden daha büyük bir gururla, dünyaya kendi sisteminin üstünlüğünü gösterecek. Covid-19 dünya gücünün biraz daha Asya’ya doğru kaymasını sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında, virüs bir dönemin bitişine işaret eder.
(Çeviri: Ayşen Tekşen)
Byung-Chul Han kimdir?
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı
https://www.a3haber.com/2020/05/21/guney-koreli-felsefeci-kultur-kuramcisi-byung-chul-han-koronavirus-bizi-bir-sag-kalma-toplumuna-indirgedi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.05 13:25 SpectreVile Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerd

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by SpectreVile to kopyamakarna [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.22 12:26 hesaplianne Dikkat Eksikliği, Dikkat Dağınıklığı

Dikkat Eksikliği, Dikkat Dağınıklığı
Dikkat Eksikliği, Dikkat Dağınıklığı

https://preview.redd.it/vf1vewe6ngi41.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=c694a7b38e70a3eae794feef29a1e77395dc54df
DİKKAT EKSİKLİĞİ NEDİR?
Dikkat eksikliği, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarından biridir. Tedavi edildiğinde belirgin ilerleme ve düzelme elde edilebilmesinin yanı sıra tedavi edilmediğinde ilerde sosyal ve psikiyatrik sorunlara yol açabilir. Dikkat eksikliği dikkat ve öğrenmenin yanında davranış ve duygusal sorunları da barındıran bir gelişim sorunudur. Dikkat eksikliği olan çocuklar tıpkı diğer çocuklar gibi normal, normalaltı, normalüstü zekaya sahip olabilirler. Dikkat eksikliği var olan zeka potansiyelini kullanmada çocukların önünde bir engeldir.
DİKKAT DAĞINIKLIĞI NEDİR?
Özellikle gelişim çağında ki çocuklarda rastlanan dikkat dağınıklığı;”Yapılan işe odaklanamama gün içinde organize olamama ve dikkatini toplayamadığı için kendini doğru ifade edemem durumu” olarak tanımlanabilir. Çocuklarda dikkat dağınıklığı birçok farklı etkene bağlı oluşabilir. Ortam ışık ve ses gibi çevresel faktörlerin yanı sıra herhangi bir duyu organındaki sorunlar ve kişisel özelliklerde dikkat dağınıklığının sebeplerinden olabilir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ İLE DİKKAT DAĞINIKLIĞI ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
Dikkat Eksikliğinde;
1-Uzun süreli unutkanlık gözlemlenebilir.
2-Meşgul olunan işte ve o işle bağlantılı olmayan diğer günlük faaliyetlerde sık sık sakarlık gözlemlenebilir.
3-Hiperaktivite ile birlikte görülme oranı yüksektir.
4-Çok küçük yaştan itibaren gözlemlenir, tedavi süreci daha uzundur ve ciddi anlamda hayatı etkiler. Anlık değil, sürekli kişiyi takip eden bir bozukluktur.
Dikkat Dağınıklığında;
1-Kısa süreli hafıza bozukluğu gözlemlenebilir.
2-Anlık yapılan işte hata gözlemlenebilir ancak genel sakarlık durumu dikkat eksikliği kadar fazla gözlemlenmez.
3-İçine kapanık, az hareketli kişilerde de sıklıkla görülebilir.
4-Anlık duygulara göre açığa çıkabilir. Uykusuzluk, stres gibi faktörlerle birlikte görülme olasılığı yüksektir. Zinde başlanan bir günde hiçbir olumsuz etkisi gözlemlenmeyebilir.

https://preview.redd.it/7k0ludf7ngi41.jpg?width=4272&format=pjpg&auto=webp&s=4c71a777c5556ae436310fd781d14772779b2865
DİKKAT EKSİKLİĞİNİN NEDENLERİ NELERDİR?
-Kalıtım
-Doğum zorluğu
-Anne sütü almama ya da yeterli alamama
-Ateşli hastalıklar
-Kafa darbesi
-Yetiştirilme tarzı ve çevresel faktörler
-Duygusal travmalar
DİKKAT DAĞINIKLIĞININ NEDENLERİ NELERDİR?
-Çevresel faktörler: Ortam ışığı, ses, hava vb.
-Fiziksel Faktörler: Beş duyu organımızdan herhangi birinden özellikle görme ve işitme eksikliği yani problemi olması.
-Kişisel Faktörler: Dikkat toplamayı öğrenememe…
Dikkat Eksikliği Tanısı Konulabilecek Belirtiler Nelerdir?
Zihinsel hastalıklar için uluslararası bir tanı ölçüt kitabı olan DSM-V, aşağıdaki belirtiler arasından en az 6 tanesine sahip olunması durumunda dikkat eksikliği tanısı koyuyor.
  • Detaylara dikkat etmeden hatalar yapma
  • Dikkati toplamada sıkıntı yaşama
  • Karşısındaki dinlemiyormuş gibi gözükme
  • Komutları takipte zorlanma
  • Organizasyon sıkıntısı yaşama
  • Yoğun düşünme gerektiren işlerden uzak durma
  • Eşyalarını kaybetme
  • Kolayca dikkat dağılması
  • Günlük rutin işleri yapmada aksaklık yaşama, unutma
Dikkat Dağınıklığı Tanısı Konulabilecek Belirtiler Nelerdir?
· Sürekli bir konudan diğerine geçme ve herhangi bir konuya bağlı kalamama.
· Zaman zaman kendini doğru ifade etmekte zorlanma.
· Daha önce gördüğü birinin ismini ya da yüzünü hatırlayamama / ayırt edememe.
· Özellikle sevmediği derslere dikkatini verememe, anlamakta ya da dinlemekte zorluk çekme.
· Herhangi bir şeyle uğraşırken önemsiz dış etkenlerle dikkatinin dağılması. Örneğin ders çalışırken dışarıdan gelen küçük bir sesle odağını kaybetme gibi.
· Daha önce kolaylıkla yapabildiği basit şeylerde hata yapma.
· Okuduğu veya dinlediği bir şeyi anlayamayıp birden fazla kez okumak ya da dinlemek zorunda kalma
TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR
Dikkat Eksikliği ve dikkat dağınıklığının tedavisinde ilaçsız tedavi için etkin olan yöntem NeuroSound yöntemidir . Neurosound bir tedavi değildir, bütünsel bir gelişim programıdır. Kliniğimizde dikkat dağınıklığı ve dikkat eksikliği tedavisinde psikiyatrisler ve psikologlar işbirliği içinde çalışmaktadır. Kayseri'de NeuroSound yöntemi en iyi psikologlar ve psikolojik danışmanlar tarafından Tms Clinic de uygulanmaktadır. Detaylı bilgi ve danışmanlık için Tms Clinic ile iletişime geçebilirsiniz.
https://www.tmsclinic.org/neurosound/disleksi
submitted by hesaplianne to u/hesaplianne [link] [comments]


2019.11.08 01:19 furkantopal Yunan müzikleri ve kültürü üzerine [Yorumlarınızı bekliyorum mutlaka]

Şimdi size keşfettiğim bazı Yunan müziklerinden en beğendiklerimi paylașacağım. Bu başlığı temelinde onun için açtım, ama aynı zamanda biraz da öğrendiklerimi ve bunun hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ve bunun üzerine sizlerden yorumlar almak. Bildiğiniz gibi Yunanistan'a gitmeyi planladığım için, Yunan kültürünün iç yüzünü araştırmaya koyuldum. Üniversitede Tarih okuduğumdan ve araştırmacı bi kişiliğe sahip olduğumdan Yunanların Antik ve Bizans dönemiyle ilgili, mitolojileriyle ilgili ve tabiki de felsefesiyle ilgili biraz bilgim vardı. Ama günümüzdeki kültürlerine dair nerdeyse hiçbir şey bilmiyordum, hatta ciddi ciddi bir tek Yunanca sözcük bile bilmiyordum. Yani selam vermesini dahi bilmiyordum. Şimdi yaklaşık bir haftadır dil üzerine de çalışıyorum. Ama bi kültürü keşfetmenin en direkt ve iç yolu, o milletin müziklerine bakmaktır diye düşünüyorum. Ve öyle de yaptım. Biraz greece subredditinden Yunan rap parçaları istemiştim, o önerilerle başladım, derken kendim geze geze farklı türlerde de gerçekten çok ilginç şeyler keşfettim. Bunlar uzun hikaye. Öncelikle sizinle bunları paylaşmak istiyorum çünkü müzik kütüphanenize gerçekten güzel müzikler ekleneceğini düşünüyorum. Öte yandan işin iç boyutu ve bende oluşturduğu bazı düşüncelere değinmek istiyorum, bu devlet sınırları ve diller öyle bir şey ki, dip dibe olduklarımızla bambaşka dilleri konuşuyoruz, ortak şeyler var evet ama temelinde bambaşka altyapılarda kültüre sahibiz. Ve daha da ilginci birbirimizden zerre haberimiz olmuyor.
Başta şunu itiraf etmeliyim, Yunan dilini çok sevdim, bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, kulağa hoş geliyor, İspanyolca'nın daha cool hali gibi ve biraz da İtalyanca'yı andırıyor. Açıkçası 400 yıl boyunca Türklerin hakimiyetinde kalıp (ki öncesinde de o kadar güçsüz düşmüşler ki Sırpların hakimiyetinde bile kalmışlar, öncesinde de Romalıların vs, yani çalkantılı bir tarihleri var) dillerini bu kadar koruyabilmiș olmalarına da şaşırdım. Çünkü bildiğiniz bambaşka bir dil. Araştırmalarım sonucunda şu anki kullandığımız Latin alfabesinin de, Rusların kullandığı Kiril alfabesinin de, ve daha birçok alfabenin atasının Yunan alfabesi olduğunu öğrendim. Ve yazılı kaynağa ulaşılabilmiș, dünya üzerinde 'bilinen' en eski dilin de Yunan dili olduğunu öğrendim. +5000 yıllık bir dil. Yani adamlar esasında ciddi ciddi Sümerler, Asurlar, Hititler zamanından kalma bir millet, diğer diller ve milletler tarihe karıştı ama antik çağlardan bu zamana kadar aynı isimle kalabilen tek millet. Tabi tarihin güç döngüsü içerisinde en parlak zamanları Büyük İskender zamanında kalmış ama Rönesans ve Reform'un temelini atan düşünceler yine Antik Yunan döneminden kalma düşüncelerle atıldı. Hani bu etkilerini biliyordum ama alfabe ve dil olayını bilmiyordum, Avrupa'nın Yunanistan'a bu kadar sahip çıkmasının aslında harbiden hak edilmiş bir vefa borcu olduğunu daha iyi kavradım, ki Osmanlı'dan bağımsızlıklarını da arkasına İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletleri alarak ilan etti zaten. Günümüzde bi ekonomik krizde bile Avrupa'dan Yunanistan'a hemen yardım geliyor. Yani Avrupa kültürünün temelini Yunanların attığı herkesçe bilinen bir şeydir ama bunun günümüzde bile hala prestijinin sürdürmesinin balon bir şey olmadığını öğrenmiş oldum. Ayrıca Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olsa da, diğerlerinden tamamen ayrı bir kategoride olduğunu da. Yani tamamen özgün bir dil. Nüfusları da gerçekten aslında çok az yani İstanbul'un nüfusu kadar bile değil. Yaklaşık 11 milyon nüfusu var. Bi nevi günümüze ulaşmış tarihi bir figür gibiler.
Şimdi bu ön bilgilendirmelerden sonra gelelim en beğendiğim parçalara, size 4 + 1 bonus şeklinde sunucam keşfettiğim bestlerimi;
Asıl olarak beğendiklerim bunlar. Yunan müzik turlarımda benim oluşturduğum Mahşerin Dört Atlısı bu yani.
Artı bonus olarak müzikal olarak bunlar kadar iyi olmasa da insanı acayip pozitif hissettiren bir parça var. Bu Stavento denen adam Yunanistan'da ünlü birisiymiș, başka şarkılarını da dinledim ve bu parçada düet yaptığı hatun acayip sempatik. Şu klibi izleyerek parçayı dinlediğinizde bilmiyorum siz de benim gibi kendinizi gülümserken bulacak mısınız;
Bonus Parça
Evet millet, sizinle paylaşmak istediklerim bu kadar. Ne düşünüyorsunuz bu müzikler hakkında? Ve varsa eklemek istediğiniz bir şeyler nedir düşünceleriniz? Tüm bunları tek başıma keşfedip kendim şaşkınlık yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim. Yanı başımızda bambaşka bir kültür var. Bana göre bu parçalar efsane ve Yunan dilinin harbi bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Diğer komşularımızın dillerinden aşağı yukarı haberdarım, hepsini duymuşluğum var. Hele Fatih Terim'in Ermenistan'da basın açıklaması yaparkenki o Ermenice ne kasvetli bir dildi öyle. Kürtçeyi zaten biliyoruz, hiç estetik bir dil değil, Ruhani'den Farsçayı da duyduk, zaten bunlar akraba diller, altımızda Araplar var zaten, bunlar da hiç kulağa hoş gelen diller değil bana göre. Üstte Ukrayna tarafları var, onların aksanı yani slavic diller Türkçe gibi damaktan konuşulan dillerdir, aksan olarak çok benziyor bize, kulağa biraz tırmalayıcı geliyor ama bi önceki saydıklarıma nazaran daha güzel bi dil Rusça. Bulgarca da aynı şekilde Türkçe-Rusça karışık tadında, bir iticiliği yok ama ahım şahım bi çekiciliği de yok. Gerçi Yunanca'yı öğrendikten sonra sıradaki öğreneceğim dil Rusça olacak. Ama bu Yunan dili benim harbi hoşuma gitti. Dibimizde İspanyolcanın daha hoş bi versiyonu varmış, harbiden yeni haberim oluyor. Hatta Youtube'daki LangFocus kanalının "Yunanca ve İspanyolca neden birbirlerine benziyor" diye bir videosuna denk geldim kendim bu benzerliği farkettikten sonra. Altına bi Yunan demiş ki, "La Casa De Papel'i ilk izlediğimde 'Bi dakka bunlar Yunanca konuşuyor ama aynı zamanda bu Yunanca değil' dedim" diyor. Öyle bi muhabbet yani. Bir dili öğrenirken o dilin kulağa hoş gelişi çok önemli bence ve insanın o dili öğrenme azminde en büyük pay sahibi de bu etken olsa gerek. Almanca'yı da seven biri olarak, (gırtlaklı konuşulan dillerden tek sevdiğim dil) umarım onu da envanterime eklerim bir gün. Neyse konumuz Yunan müzikleri ve kültürü. Kendimi artık Deutsche Rap'in yanında dinlemekten keyif alacağım ekstradan yeni bir rap dili ve hatta müzik yani vokal dili bulmuş gibi hissediyorum. Benim düşüncelerim bunlar. Bi de sizinkileri alalım. Parçalar nasıl sizce? Ve tüm bu anlattıklarımla ilgili genel olarak ne düşünüyorsunuz?
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.10.25 09:27 oyazilim Foreks’e alternatif olarak çıkartılan Viop neden başarılı olamadı?

Foreks’in büyük bir popülerliğe ulaşması, benzer piyasaların ve sektörlerin geliştirilmesi adına da önemli bir teşvik sağladı. Bu kapsam dahilinde Viop olarak adlandırılan Foreks’in en güçlü alternatiflerinden birisi olarak gösterilen piyasaların, kısa süre içerisinde başarısızlığa ulaşması önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu başarısızlık sonrasında en çok merak edilenlerden bir tanesi Foreks’e alternatif olarak çıkartılan Viop neden başarılı olamadı? olmaktadır.

Viop nedir?

Vadeli İşlem Ve Opsiyon Piyasası’nın kısaltması olarak kullanılan Viop, Türkiye’de özellikle yerli yatırımcıların kısa süre içerisinde dikkatini çekmeyi başardı. Viop sisteminin Foreks ile büyük bir popülerliğe kavuşan kaldıraç gibi özelliklere sahip olması kuşkusuz sistemin dikkat çekmesini sağladı. Fakat tüm avantajlarına karşın sistemde yer alan dezavantajlar, bu konuda büyük bir risk olarak değerlendirildi.

Foreks’e alternatif olarak çıkartılan Viop neden başarılı olamadı?

Özellikle Foreks için çok önemli volidalitenin arttığı dönemlerde, Viop piyasalarındaki makas son derece geniş olmaktadır. Alım satım fiyatlarındaki yaşanan bu geniş makas aralığı kuşkusuz yatırımcılar için ciddi bir risk durumu oluşturmaktadır. Viop için bir diğer dezavantaj durum ise teminat yönetiminde daha başarılı bir şekilde işlem yapılması gerektiğidir.
Piyasada kalma riski olduğu gibi doğru bir teminat yönetiminin yapılmaması, bu riski arttıracak ve kişilerin bu nedenle de zarar yaşamasına yol açacaktır. Viop için en büyük dezavantaj piyasaların açık olduğu süredir. Foreks haftanın 5 günü 24 saat boyunca açık olsa da Viop için açık saatler çok daha kısadır. Hafta içinde açık olan piyasalar, 24 saat değil sadece gün içerisinde diğer borsa ve piyasalar ile aynı saatlerde açıktır. Bu nedenle de işlem yapmak için kişilerin çok daha sınırlı bir saati ve zamanı bulunmaktadır.
Eğer bu riskler ortadan kaldırılırsa, Viop için yaratılan bu dezavantajlar kullanıcı ve yatırımcılar için avantaja çevrilirse kuşkusuz Foreks karşısında daha güçlü bir rakip yaratılabilir. Fakat şu andaki mevcut özellikleri ile yatırımcıların kısa süre içerisinde çıkış yapma kararı aldığı Viop, cazip görünmediği gibi yatırımların kaybedilmesi gibi pek çok farklı riski beraberinde getirmektedir.
Kaynak : https://foreksoyna.com/forekse-alternatif-olarak-cikartilan-viop-neden-basarili-olamadi/
submitted by oyazilim to u/oyazilim [link] [comments]


2019.07.11 10:57 Haberfutbol24 11 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

11 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Dorukhan Toköz transferinde son dakika! İtalyanlar açıkladı...
Beşiktaş'ın yıldız ismi Dorukhan Toköz'ün Udinese'ye transferinde sıcak saatler yaşanıyor. İtalyan basınından konuyla ilgili gündeme bomba gibi düşen bir son dakika haberi geldi. Beşiktaş'ın geçtiğimiz yaz Eskişehirspor'dan kadrosuna kattığı Dorukhan Toköz, yeni takımı için artık gün sayıyor. İtalyanların dünyaca ünlü spor gazetesi La Gazzetta dello Sport, bugün okuyucularıyla paylaştığı son dakika haberinde 23 yaşındaki milli futbolcunun Serie A ekiplerinden Udinese'ye transferinin bittiğini duyurdu.
Haberde defansif orta saha oyuncusu için Siyah Beyazlılar'a ödenecek olan bonservis bedelinin 10 milyon euro olacağı kaydedilirken konuyla ilgili resmi açıklamanın çok kısa bir süre içerisinde yapılacağı ifade edildi. Gazete, Beşiktaş'ın dün resmi internet sitesi aracılığıyla Udinese ile hazırlık maçı yapacağını duyurmasının da tesadüfi bir gelişme değil, doğrudan doğruya Dorukhan'ın transferiyle ilgili olduğunu yazdı.
Beşiktaş ilk transferini açıklıyor! Andres Lioi İstanbul'a geliyor.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş, siftahı 22 yaşındaki bir Arjantinliyle yapmaya hazırlanıyor. Siyah Beyazlılar'ın Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'yi imza için İstanbul'a getireceği öğrenildi.
Yaz transfer döneminin sessiz takımı Beşiktaş'la ilgili Arjantin'den gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Ülkede yayım yapan Diario Panorama gazetesi, Rosario Central forması giyen sağ kanat oyuncusu Andres Lioi'nin Avrupa'dan ciddi bir teklif aldığı için Central Cordoba'ya kiralanmaktan son anda vazgeçtiğini yazarken söz konusu teklifi yapan takımınsa Beşiktaş olduğu ortaya çıktı.
Arjantinli gazeteci Adriano Savalli, kendisine ait Twitter hesabından paylaştığı haberde "Andres Lioi, Beşiktaş'la şu an kontrat detaylarını görüşüyor. Central Cordoba'ya gitmeye çok yakındı ancak son anda devreye giren Türk kulübü işi bitirdi. Kendisi, yarın takımdan ayrılacak ve satın alma opsiyonuyla birlikte bir yıllığına kiralanacak." ifadelerini kullandı.
İşte Abdullah Avcı'nın aradığı stoper! Resmi teklif yapıldı
Beşiktaş, yeni sezon için transfer çalışmalarını sürdürüyor.
Siyah beyazlıların gündemine gelen Timothée Kolodziejczak transferinde önemli gelişmeler yaşanıyor.
Teknik Direktör Abdullah Avcı'nın öncelik verdiği sol stoper transferini gerçekleştirmek isteyen siyah beyazlılar, geçtiğimiz sezon Saint-Étienne'de kiralık olarak forma giyen Fransız stoper Timothée Kolodziejczak için teklifini yapmıştı.
Ortacizgi.com'un haberine göre; Beşiktaş yönetimi'nin 27 yaşındaki oyuncunun bonservisini elinde bulunduran Meksika ekibi Tigres'e 3,5 milyon Euro teklif ettiği öğrenildi.
Tigres ise Fransız oyuncu 4 milyon Euro bonservis bedeli talep ediyor.
Türkiye'de oynamaya sıcak bakan Timothée Kolodziejczak için siyah beyazlı yönetimin Meksika ekibinden haber beklediği belirtildi.
Wolverhampton istedi, Quaresma reddetti
Premier Lig ekibi, Beşiktaş’ın Portekizli süperstarının peşine düştü. Kartal’ın yıldızına menaceri aracılığıyla teklifte bulunan Ada ekibi, Q7’den olumsuz aldı. Tecrübeli futbolcu, 1 yıllık kontratına sadık kalma kararı aldı. Kara Kartal’ın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma’ya, İngiltere Premier Lig ekiplerinden Wolverhampton’ın talip olduğu ortaya çıktı. Beşiktaş’la 1 yıllık daha kontratı bulunan 35 yaşındaki kanat oyuncusu için menaceri aracılığıyla ilk teması kuran Ada ekibine, tecrübeli futbolcudan jet yanıt gitti. Beşiktaş’taki alacakları sebebiyle kulüple zaman zaman sorun yaşasa da ailesiyle birlikte İstanbul’daki hayatından memnun olduğunu belirten Q7’nin, menaceri aracılığıyla gelen bu öneriyi reddettiği bildirildi.
Avcı’yı da sevindirdi
Siyah-Beyazlılar’ın dün Riva’da yaptığı takım çalışmasında hırsı ve yüksek performansıyla dikkat çeken Ricardo Quaresma, yeni hocası Abdullah Avcı’yı da sevindirdi. Bireysel futbol anlayışında değişim gözlenen Q7, Avcı’nın takım oyunu üzerine kurduğu taktiğe adapte olduğu hemen fark edildi. Sık sık Avcı’yla performansıyla ilgili konuşan Portekizli süperstarın, yeni sezonda da Beşiktaş’ın en önemli hücum silahlarından birisi olması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV Taraftarium24 İzle,

11 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Trezeguet resti çekti!

Reuters, Trezeguet'in Kasımpaşalı yöneticilerle görüştüğünü ve takımdan ayrılmak için izin istediğini yazdı. Mısırlı oyuncuya Fenerbahçe ve Aston Villa'nın talip olduğu biliniyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal’ın transfer listesinde kanat için ilk sırada yer alan Mısırlı Mahmud Trezeguet ile ilgili Reuters’ten ilginç bir haber geldi.
Afrika Kupası’ndan Mısır’ın elenmesinden sonra Trezeguet’nin, Kasımpaşa yönetimiyle görüştüğü ve “Ayrılmam için izin verin. Beni isteyen önemli kulüpler var. Buradaki görevimi tamamladım. Şimdi gitmek istiyorum” dediği bildirildi.
Trezeguet’nin, Kasımpaşa tecrübesinin ardından daha fazla deneyim için bir başka kulübü istediği de belirtildi.
ASTON VİLLA 10 MİLYON VERİYOR
Haberde Mısırlı oyuncunun Kasımpaşa ile etkileyici bir performans ortaya koyduğu ve Türkiye Ligi’nin en iyi oyuncularından biri seçildiği belirtildi.
France Football tarafından da oyuncunun Mart ayında Avrupa’daki en iyi Afrikalı seçildiği vurgulandı. Trezeguet’yi Türk kulüpleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dışında, Aston Villa, Watford, Lyon ve Marsilya gibi kulüplerin de istediği hatırlatıldı. Aston Villa’nın oyuncuya 10 milyon euro vermeye hazır olduğu da bildirildi.

Napoli Başkanı Elif Elmas transferini açıkladı!

Napoli Kulübü'nün Başkanı Aurelio De Laurentiis, Fenerbahçe'nin Makedon futbolcusu Eljif Elmas'ı transfer edebilmeleri için oyuncu satmaları gerektiğine dikkat çekti. İtalyan basınına açıklamalarda bulunan Laurentiis, 19 yaşındaki orta saha oyuncusu Eljif Elmas transferini çok önemsediklerini söyledi. Napoli Başkanı, transfer ile ilgili olarak şöyle konuştu;
"Eljif Elmas'ın transferini çok önemsiyoruz, bunu da inkar etmiyoruz. Bu transfer görüşmesinde ileri seviyeye geçtik. Ancak kadromuz çok geniş ve daha da kalabalıklaşmasını önlemek için satış yapmamız gerekiyor."

Kolarov'da şok gelişme! Fenerbahçe...

Ersun Yanal'ın gözdesi Aleksandar Kolarov'un Roma Teknik Direktörü Paulo Fonseca ile görüştüğü ve 1 yıl daha İtalyan kulübünde kalmaya sıcak baktığı iddia edildi. Fenerbahçe Kolarov transferini bitirmeye yaklaşmışken, Roma’nın başına geçen ve yönetime ‘kalsın’ raporu veren yeni teknik direktör Paulo Fonseca, dün futbolcuyla özel bir görüşme gerçekleştirdi.
Taraflar arasındaki görüşmenin neticesinde Sırp futbolcunun bir sene daha sarı-kırmızılı ekipte kalma konusuna soğuk bakmamaya başladığı ve şimdilik kendisine takımda yola devam edeceği gözüyle bakıldığı öğrenildi.
Portekizli teknik adamın, futbolcunun görev mevkisinde yapmayı düşündüğü değişiklik hakkında da kendisini bilgilendirdiği ve Kolarov’un bunu kabul ettiği belirlendi.
Buna göre Kolarov’u doğal bölgesi sol bek yerine stoperde kullanacağı bilgisinin deneyimli oyuncuya verildiği, takımda kaldığı takdirde bu bölgede oynayacağının farkında olduğu kaydedildi. Ancak tüm bu gelişmelere karşın oyuncunun Fenerbahçe’ye transferinin tamamen imkansız hale gelmediği ortaya çıktı. Sarı-lacivertlilerin ısrarını sürdürdüğü transfer sürecinin, önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler ortaya çıkarmasının da sürpriz olmayacağı aktarıldı.
Roma teknik direktörü Fonseca’nın, futbolcusunu yeni görev bölgesinde oynarken görmeyi istediği, bunun için önümüzdeki haftalarda yapacakları hazırlık maçlarında kendisini burada oynatarak test etmek istediği tespit edildi. Ancak bunun uzun bir süre alacak olmasının getirdiği belirsizlik durumunun, futbolcunun soluğu yeni bir takımda almasıyla sonuçlanacak süreci başlatabileceğine de dikkat çekildi.

Ndiaye Fenerbahçe'ye gelmek istiyor!

Son olarak Muriç ve Altay’ı kadrosuna katan Fenerbahçe’de yeni hedef Badou Ndiaye. Kanarya, yıldız ismi kiralamak istiyor. 28 yaşındaki yıldızın Sarı-Lacivertliler'e sıcak baktığı, oyuncunun kulübü Stoke City ile ise görüşmelerin sürdüğü öğrenildi. Fenerbahçe'de yeni hedef Badou Ndiaye… Son olarak Vedat Muriç ve Altay Bayındır'a imza attıran, Garry Rodrigues transferini de bitirme noktasına gelen Sarı-Lacivertliler, Senegalli Ndiaye'yi de kadrosuna katarak orta alanı daha da güçlendirmek istiyor.

KİRALAMA TEKLİFİ YAPILACAK

Sarı-lacivertliler, geçen sezon Galatasaray forması giyen ve bonservisi Stoke City'de olan Ndiaye için İngiliz ekibine satın alma opsiyonlu, kiralama teklifinde bulunacak.

F.BAHÇE'YE SICAK BAKIYOR

Şu anda Senegal Milli Takımı ile Afrika Kupası'nda olan Ndiaye'nin Fenerbahçe'ye gelmeye sıcak baktığı öğrenildi. Bu da Sarı-Lacivertliler'in transferdeki şansını artırıyor.

ERSUN YANAL ÇOK BEĞENİYOR

F.Bahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal'ın Ndiaye'yi çok beğendiği ve takımında görmek istediği öğrenildi. Sarı-Lacivertli yönetim de 28 yaşındaki oyuncu için şartla zorlama kararı aldı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Bein Sport Şifresiz İzle, Futbol Cafe TV

11 Temmuz 2019 Perşembe Galatasaray Transfer Haberleri

Son dakika! Fernando Türkiye'den ayrıldı!!!

İspanya La Liga ekiplerinden Sevilla'ya transfer olan Galatasaray'ın yıldız futbolcusu Fernando Reges, ailesiyle birlikte Türkiye'den ayrıldı. Geçtiğimiz günlerde İspanyol ekiple anlaşma sağlayan Brezilyalı futbolcu, İstanbul Havalimanı'ndan Lizbon'a gitti. Fernando'nun daha sonra Sevilla kentine geçeceği öğrenildi.
Bu arada Fernando Reges, transferiyle ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı.

Onyekuru Galatasaray'ı istiyor! Menajeriyle tartıştı!

Galatasaray forması giymek isteyen Onyekuru, CSKA Moskova’yla masaya oturan temsilcisi Barmada’yla tartıştı!. Transferin hızlı takımı Galatasaray, sürekli olarak yeni isimleri açıklarken taraftarlar, Onyekuru’nun durumunu merak ediyor. Bonservisi Everton’da bulunan 22 yaşındaki sol kanat oyuncusu için pazarlıklar sürerken menajeri Barmada, “CSKA Moskova’yı reddettiğimiz yönündeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Görüşmeleri sürdürüyoruz” demişti. İşte bu sözler üzerine Henry Onyekuru ve menajerinin arasına soğukluk girdi.

GÖRÜŞMELER DONDURULDU

Nijeryalı futbolcu, temsilcisiyle bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek, “Everton beni 1 yıl daha kiralayacaksa bu takımın Galatasaray olmasını istiyorum. Rusya’yı kesinlikle düşünmüyorum. Galatasaray’la Şampiyonlar Ligi’nde vitrin yapabilirim” dedi. Bunun üzerine Barmada’nın Rus ekibiyle görüşmeleri dondurduğu belirtildi. G.Saray-Everton pazarlığı ise sürüyor.

Galatasaray'da ya Mariano ya da Linnes yolcu!

Galatasaray orta sahaya transfer yapmak için sağ bekteki Mariano ya da Linnes’den birini satmayı planlıyor. Öncelik ise Mariano’nun satılması...
Transferde yol haritasını belirleme uğraşı veren Galatasaray, orta sahaya transfer yapmak için Mariano ve Linnes'den birini göndermeyi planlıyor. Sağ bek pozisyonu için Şener Özbayraklı'nın transferinden sonra Mariano ve Linnes'ten birinin gönderilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

İLK TERCİH MARIANO

Galatasaray'da yıllık 2.2 milyon Euro olan Mariano'nun gönderilecek oyuncular arasında ilk sırada olduğu öğrenildi. Bu futbolcu için yapılan teklifler mercek altına alındı. Linnes için de bazı kulüplerin devrede olduğu belirlendi. G.Saray Yönetimi'nin bu konuda en kısa sürede karar vereceği öne sürüldü.

Galatasaray'dan sürpriz hamle... Muslera'nın yanına Okan Kocuk!

Galatasaray'dan sürpriz kaleci hamlesi... Yerli kaleci transferinde Galatasaray’ın gündeminde Okan Kocuk var. 23 yaşındaki başarılı file bekçisi için Bursaspor ile görüşme yapılacak. Okan'ın Galatasaray'a transfer olmayı çok istediği öğrenildi. Sarı-Kırmızılılar, bu yaz döneminde Muslera’nın arkasına artık iyi bir yerli kaleci almak istiyor. Yıllardır Uruguaylı file bekçisinin kadroda sağlam alternatifi bulunmazken, Galatasaray teknik heyeti Okan Kocuk’un ismini yönetime iletti. Küme düşen Bursaspor’la yeni sezon hazırlıklarına başlayan 23 yaşındaki Okan’ın bonservis bedeli 2.5 milyon TL. Geçen sezon Süper Lig’de 22 maça çıkıp, kalesinde 23 gol gören 1.87’lik genç eldiven, daha önce A Milli Takım’ın aday kadrosuna da çağrılmıştı. İkinci Başkan Abdurrahim Albayrak, önümüzdeki günlerde Bursaspor Yönetimi ile görüşecek ve Okan’ı resmen isteyecek. Genç eldiven ise Galatasaray’a gelmek için adeta can atıyor.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.04 11:10 Haberfutbol24 4 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

4 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri
Boateng, Beşiktaş'a gelmek istiyor!
Kartal Kevin Boateng’i kiralamak için İtalyan kulübüyle aralıksız olarak görüşüyor. Yıldız futbolcunun da Beşiktaş’a gelmek istemesi bu transferin bitme ihtimalini çok güçlendirdi. Beşiktaş ​Boateng için görüşmelerine hız verdi. Takıma yararı olacak oyuncuların yanı sıra ses getirecek bir ismi renklerine bağlamak isteyen Siyah-Beyazlı yönetim Ganalı forvet için kulübü Sassoulo ile görüşmelerini aralıksız olarak sürdürüyor.
Yönetimin tecrübeli oyuncu için İtalyan kulübüne kiralama teklifinde bulunduğu gelen bilgiler arasında.
Ganalı starın Beşiktaş'ta oynamak istemesi Siyah- Beyazlı yönetimin elini güçlendirmiş durumda. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'nde 13 maçta oynayan Boateng kiralık gittiği Barcelona'da ise 4 maçta forma giydi.
Beşiktaş Mehmet Topal'a teklif yaptı!
Mali sıkıntılar nedeniyle Dorukhan Toköz’ü satış listesine koyan Beşiktaş, Fenerbahçe ile olan sözleşmesini fesheden ve bonservisi elinden olan 33 yaşındaki oyuncu Mehmet Topal’a 2 yıllık sözleşme teklif etti. Beşiktaş'ta dün sürpriz bir gelişme yaşandı. Siyah beyazlıların uzun süre önce anlaştığı ancak Mısır kulübü Pyramids'in peşinat istemesi sebebiyle bir türlü imza attırılamayan Okechukwu Azubuike, Medipol Başakşehir ile anlaştı.
Mali sıkıntısı nedeniyle Dorukhan Toköz'ü satmaya karar veren ve İtalyan ekipleriyle temas halinde olan siyah-beyazlılar, mutlak bir ön libero için Mahmut Tekdemir'i gündemine alsa da Başakşehir'in oyuncusunu bırakmayacağını açıklaması üzerine ibrenin değişmesine neden oldu.
ABDULLAH AVCI ÇOK GÜVENİYOR
Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe ile sözleşmesini karşılıklı olarak fesheden Mehmet Topal ile resmi temaslara başlayan siyah-beyazlılar, Topal'ın da kariyerine Türkiye'de devam etme isteğiyle birlikte transferi hızlandırdı. 33 yaşındaki tecrübeli oyuncuyu teknik direktör Abdullah Avcı'nın istediği ve takıma büyük fayda sağlayacağına inandığı kaydedildi. Deneyimli isme iki yıllık sözleşme teklifi götürüldüğü öğrenilirken, transferde hafta başına kadar neticeye varılması bekleniyor. Futbolculuk kariyerinde 480 maç bulunan Mehmet Topal, bu maçlarda 31 gol atarken 30 da asist kaydetme başarısı gösterdi.
22 milyondan vazgeçmişti
Mehmet Topal, F.Bahçe'de yaşadığı yorucu olayları gerekçe göstererek, 3.4 milyon Euro (yaklaşık 22 milyon TL) alacağından vazgeçip sözleşmesini feshetmişti.
Beşiktaş'ta ikinci feda dönemi
Beşiktaş halihazırda kadrosunda bulunan 26 oyuncuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret ödüyor. Siyah beyazlı yönetim takımdan gidecekler ve yerlerine geleceklerle birlikte, maaş bütçesini bu rakamın da altına çekmeye çalışacak. Mali kriz nedeniyle takım bütçesinde küçülmeye giden Beşiktaş, adeta ikinci Feda dönemini başlattı. Siyah beyazlı yönetim, halihazırda elindeki 26 futbolcuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret veriyor. Henüz yeni bir transfer yapmayan Beşiktaş, takımdan ayrılacak oyuncular da hesaba katıldığında takım bütçesinde 30.5 milyon Euro’nun da altına düşmeye çalışacak. Bunun için de transferde acele edilmeyecek. Mümkün olduğunca bonservisi elinde olan oyunculara yönelecek olan Beşiktaş, oyunculara verilecek ücretlerde de istisnai durumlar hariç, 2 milyon Euro’nun üzerine çıkmayacak.
Uzatmak isteyen feda eder
Yönetim, gelecek sezon mukavelesi sona erecek olan ve takımda kalma arzusu olan ve halihazırda 2 milyon Euro’nun üzerinde ücret alan oyunculara da daha düşük kontrat önerecek. Bunu kabul eden isimlerin sözleş
meleri uzatılacak. Siyah beyazlı takımda Quaresma, Vida, Medel, Ljalic, Lens 2 milyon Euro’nun üzerinde yıllık garanti ücret alıyor. Bu oyunculardan Ljajic hariç diğerlerinin hepsine uygun teklifler gelirse elden çıkarılacak. Bu da hem kulübe gelir sağlayacak hem de yüksek kontrat yükünü azaltacak.
Cyle Larin’den tasarruf
1.6 MİLYon Euro yıllık garanti ücret alan ancak yeterli verimi sağlamayan 24 yaşındaki Cyle Larin, en kötü ihtimalle kiralık olarak gönderilecek. Gerekirse bu oyuncunun yıllık ücretinin bir kısmını Beşiktaş ödemeye devam edecek. Yönetim, “Larin’den ne kadar tasarruf yapsam kârdır” mantığıyla bakıyor. Kanadalı golcünün Belçika ekibi Zulte Waregem’e kiralandığı öğrenilse de bu konuda henüz resmi açıklama yapılmış değil. Kadroda bulunan 11 yabancıya 19.6 milyon Euro ödenirken, 15 yerliye ise 70.8 milyon lira (10.9 milyon Euro) ödeniyor.
Beşiktaş Ali Adnan için girişimlere başladı!
Beşiktaş, Umut Meraş’taki belirsizlik nedeniyle Udinese’de oynayan Ali Adnan’a yöneldi. Yönetim İtalyan kulübüne resmi teklifte bulundu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş'tan yeni bir atak... Yeni sezonda sol bekte sıkıntı yaşamak istemeyen Siyah- Beyazlı yönetim Bursaspor'da oynayan Umut Meraş'taki belirsizlik nedeniyle rotayı daha önce Çaykur Rizespor forması giyen Ali Adnan'a çevirdi.
Bonservisi İtalyan kulübü Udinese'de olan Iraklı futbolcu Vancouver'da kiralık olarak forma giyiyordu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Bryan Dabo'nun menajerinden flaş Fenerbahçe açıklaması!

Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin Fiorentina forması giyen Bryan Dabo'yu transfer etmek istediği öne sürülmüştü. Oyuncunu menajeri Patrick Mendy de çıkan iddialar üzerine bir açıklamada bulundu. Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin merkez orta saha bölgesini Serie A ekiplerinden Fiorentina'da forma giyen Bryan Dabo'yla güçlendireceği öne sürülmüştü.
Kulübüyle 2022 yazına kadar kontratı bulunan 27 yaşındaki Burkina Fasolu futbolcunun menajeri Patrick Mendy'den çıkan bu iddialar üzerine bir açıklama geldi. İtalya'da yayım yapan "Fiorentina.it" adlı internet sitesine konuşan Mendy, oyuncunun Sarı Lacivertliler'e transfer olup olmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Fenerbahçe'yle hiçbir görüşmemiz olmadı. Bunların yalnızca birer dedikodudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Zira Fenerbahçe'nin sportif direktörü Damien Comolli'yi çok tanıyorum ve oyuncumu istese beni kesinlikle arardı. Bryan şu anda Fiorentina'ya odaklanmış durumda ve başarılı bir sezon geçirmeyi hedefliyor. Yeni yönetimle şimdiye dek görüşmedim. An itibarı ile de planlanmış bir görüşmemiz yok."

Fenerbahçe Yasir Subaşı'nı kadrosuna kattı! Sıra Rodrigues'te...

Kadrosuna daha önce Murat Sağlam, Allahyar Sayyadmanesh, Emre Belözoğlu ve Max Kruse’yi kattığını açıklayan sarı lacivertli kulüp, 23 yaşındaki sol beki de transfer edecek. Ayrıca Garry Rodrgues için görüşmeler sürüyor. Fenerbahçe'de transfer harekatı sürüyor. 1. Lig ekibi Ümraniyespor’da forma giyen Yasir Subaşı, 14 bin Euro’ya transfer olduğu İstanbul ekibindeki başarılı performansıyla dikkat çekti. Bunun üzerine F.Bahçe, eski oyuncusunun sözleşmesindeki, “1 milyon TL’ye geri alınabilir” maddesini devreye soktu ve Yasir’i renklerini kattı.
2 yıl için 5 milyon Euro ödenecek
F.Bahçe'nin , Suudi Arabistan ekibi Al Ittihad’ın gelecek sezon planlamasında yer almayacak Garry Rodrigues’i kiraladığı ifade edildi.
Yeşil Burun Adalı 28 yaşındaki kanat oyuncusunun transferinin kısa süre içerisinde duyurulması bekleniyor. Rodrigues ile 2 sezonluk sözleşme imzalanacağı ve futbolcunun da yaklaşık 2-2.5 milyon Euro civarı yıllık ücret alacağı belirtildi.

İngilizlerden Ozan Tufan'a büyük övgü!

İngilizler, derinlemesine Ozan Tufan’ı analiz etti. Türkiye’de oldukça ses getiren Ozan’ın, şimdi yeteneklerini Avrupa’ya ispatlaması gerektiği yazıldı.
İngilizler'in ünlü analiz platformu ‘totalfootballanalysis’, F.Bahçeli Ozan Tufan’ı inceledi. Kiralık gittiği Alanya’da ve Milli Takım’daki verileri üstünden gidilen grafiklerde, şu detaylar vardı:
Bir merkez orta sahaya göre atak ve savunmada çok rahat. Aynı zamanda saldırma ve patlama oranı yüksek. Anahtar pasları iyi. Cesaretini toplarsa, iyi bir oyuncu olacak. 24 yaşına kadar Milli Takım, F.Bahçe ve Bursa deneyimleriyle, ulusal düzeyde ses getirdi. Becerilerini kullanırsa, Avrupa’da ses getirecek. Türk futbolu için önemli bir sanatçı.

Elif Elmas Fenerbahçe'nin kasasını dolduracak

Fenerbahçe yönetimi, Makedon oyuncusunun transferinde hedefi bir hayli yükseğe çekti, planını değiştirdi. Birçok Avrupa ekibinin yakın takibinde olan Eljif Elmas için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması düşünülüyor. Bu nedenle genç yıldızın bir sezon daha sarı-lacivertli takımda kalıp, gelecek sezon satılması düşüncesi üzerinde ciddi ciddi duruluyor
Fenerbahçe Yönetimi Eljif Elmas transferinde hedef büyüttü. Birçok Avrupa kulübünün yakın takibinde olan genç futbolcu için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması hedefleniyor.
Sezon başı ve ortasındaki kötü performansı sebebiyle büyük hayal kırıklığı yaşayan yönetim, ardından Eljif ile biraraya gelmişti. Kötü gidişatın sebepleri masaya yatırılmıştı. Bu görüşme sonrası kendi pozisyonunda oynamaya başlayan Makedon futbolcunun performansı müthiş şekilde arttı. Daha önce 5-6 milyon euroya satma fikri hakimken bu miktar 15’lere yaklaştı.
Şimdiyse yönetimde Eljif’in 15 milyon euronun da üzerinde bir rakama satılma ihtimalinden bahsediliyor. Genç futbolcunun satışı için öncelikle UEFA kararı bekleniyor. Ancak yönetimin kafasında Eljif’ten maksimum bonservis geliri kazanmak var.
Bu nedenle futbolcunun satılmayıp bir sezon daha oynatılması ve 23 milyon euroya gönderilmesi planı üzerinde de ciddi ciddi duruluyor.
Baba faktörü
Genç futbolcunun babası Cevat Elmas ise bir İtalyan bir de Makedon menajerle tek tek külüpleri geziyor. Özellikle İtalyan kulüpleri ile yakın ilişki içine girilse de henüz hiçbir kulüpten resmi bir teklif gelmedi. Sadece menajerler aracılığıyla sarı - lacivertli kulübün ne kadar bonservis bedeli istediği soruluyor. Teklif edilebilecek rakamlar aktarılıyor
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Galatatasaray Transfer Haberleri

Galatasaray'dan Gustavo Cuellar bombası! 6 milyon euroluk teklif...

Yaz transfer döneminin hareketli takımı Galatasaray'la ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Sarı Kırmızılı kulübün 26 yaşındaki Kolombiyalı futbolcu Gustavo Cuellar için kulübü Flamengo'nun kapısını çok ciddi bir teklifte çaldığı öne sürüldü
Yaz transfer döneminde Ryan Babel, Jimmy Durmaz, Valentine Ozornwafor, Şener Özbayraklı ve Adem Büyük'ü kadrosuna katan Galatasaray ile ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi
Transferin en hareketli takımı olan Sarı Kırmızılılar'ın Flamengo'da forma giyen 26 yaşındaki Kolombiyalı defansif orta saha oyuncusu Gustavo Cuellar için transfer teklifinde bulunduğu öne sürüldü.

Son dakika! Galatasaray'dan Başakşehir'e flaş transfer!

Medipol Başakşehir, altyapının başına Galatasaray'dan ayrılan Nedim Yiğit'i getirdiğini resmen açıkladı. eni sezon hazırlıklarını sürdüren Medipol Başakşehir'den geleceğe yönelik büyük bir adım atıldı. Son olarak Galatasaray altyapısının başında bulunan Nedim Yiğit, Başakşehir'in altyapsının başına geçti.
Medipol Başakşehir'in yaptığı açıklama şöyle;
İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü Akademi Direktörlüğü görevine Nedim Yiğit getirilmiştir. Uzun yıllar Genç Milli Takımlar ve A Milli Takım’da da görev yapmış olan Nedim Yiğit’e ailemize hoş geldin diyor, başarılar diliyoruz.

Flaş iddia! Yusuf Erdoğan'ın transferi askıya alındı.

Galatasaray'da yönetimin, transfer bitmeden Sarı-Kırmızılı formayla fotoğrafı ortaya çıkan Yusuf Erdoğan'ın transferini askıya aldığı iddia edildi. Yusuf Erdoğan'ın Galatasaray formasıyla verdiği fotoğraf başına bela oldu.
Cimbom; Jimmy Durmaz, Babel, Şener Özbayraklı, Adem Büyük, Ryan Babel, Ozornwafor gibi isimlerin transferini açıklarken, Yusuf Erdoğan'da flaş bir gelişme yaşandı.
Bonservisi elinde olan ve İstanbul’da hazırlıklarını sürdüren Yusuf’un, henüz imzayı atmadan askerde iken Galatasaray forması giymesinin sarı kırmızılı yöneticiler tarafından doğru bulunmadığı ve transferin askıya alındığı öne sürüldü.

Mbaye Diagne bu yüzden Arabistan'a transfer olamıyor!

Suudi Arabistan'daki futbol kulüpleri ve yönetimleriyle ilgili derin araştırmada Diagne'nin menajeri D'Avila'nın da adı geçti. Galatasaray, transfere kaynak bulabilmek için dört gözle Diagne’nin satışını beklerken, Suudi Arabistan kapısı kapandı. Genişletilen yolsuzluk soruşturmasında Diagne’nin menajeri William D’Avila’nın da isminin bulunması transferin başka ülkelere kaymasına neden oldu.
Suudi Arabistan’da futbol kulüplerinde yaşanan yolsuzluklar nedeniyle kulüp yönetimlerinin değişmesi ve Diagne transferinin de buna takılması olayı bununla da kalmadı. Derin soruşturmaya Türk futbol piyasasının yakından tanıdığı bir menajer de takıldı.
Suudi devletinin geçmişteki birçok transferi mercek altına aldığı ve Diagne’nin transferi için aracı olan menajer William D’Avila’nın adının da bu soruşturmalarda geçtiği ifade edildi. Bu durum nedeniyle Diagne’nin Suudi Arabistan Ligi Şampiyonu Al Nassr’a transferinin neredeyse imkansız bir hal aldığı ifade edildi. Suudi Arabistan’daki sıkıntılar nedeniyle Diagne için başka pazarlara kaydıkları, sarı-kırmızılıların da bir takım arayışının olduğu bildirildi. Galatasaray’daki birçok yapılacak transferin Diagne’nin satışıyla ilgili olması da yine bazı planların ertelenmesine neden olabilecek gibi görünüyor.
Derdiyok da gidemedi
Suudi pazarındaki duraklama nedeniyle birçok transfer de süreçten olumsuz etkilendi. Galatasaray ile sözleşmesi biten Eren Derdiyok’un da bir Suudi kulübü ile anlaşmasına karşın, yaşanan süreç nedeniyle bu transferin gerçekleşmediği dile getirildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.04 11:09 Haberfutbol24 4 Temmuz 2019 Perşembe Transfer Haberleri

4 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Transfer Haberleri

Boateng, Beşiktaş'a gelmek istiyor!
Kartal Kevin Boateng’i kiralamak için İtalyan kulübüyle aralıksız olarak görüşüyor. Yıldız futbolcunun da Beşiktaş’a gelmek istemesi bu transferin bitme ihtimalini çok güçlendirdi. Beşiktaş ​Boateng için görüşmelerine hız verdi. Takıma yararı olacak oyuncuların yanı sıra ses getirecek bir ismi renklerine bağlamak isteyen Siyah-Beyazlı yönetim Ganalı forvet için kulübü Sassoulo ile görüşmelerini aralıksız olarak sürdürüyor.
Yönetimin tecrübeli oyuncu için İtalyan kulübüne kiralama teklifinde bulunduğu gelen bilgiler arasında.
Ganalı starın Beşiktaş'ta oynamak istemesi Siyah- Beyazlı yönetimin elini güçlendirmiş durumda. Geçtiğimiz sezon İtalya Ligi'nde 13 maçta oynayan Boateng kiralık gittiği Barcelona'da ise 4 maçta forma giydi.
Beşiktaş Mehmet Topal'a teklif yaptı!
Mali sıkıntılar nedeniyle Dorukhan Toköz’ü satış listesine koyan Beşiktaş, Fenerbahçe ile olan sözleşmesini fesheden ve bonservisi elinden olan 33 yaşındaki oyuncu Mehmet Topal’a 2 yıllık sözleşme teklif etti. Beşiktaş'ta dün sürpriz bir gelişme yaşandı. Siyah beyazlıların uzun süre önce anlaştığı ancak Mısır kulübü Pyramids'in peşinat istemesi sebebiyle bir türlü imza attırılamayan Okechukwu Azubuike, Medipol Başakşehir ile anlaştı.
Mali sıkıntısı nedeniyle Dorukhan Toköz'ü satmaya karar veren ve İtalyan ekipleriyle temas halinde olan siyah-beyazlılar, mutlak bir ön libero için Mahmut Tekdemir'i gündemine alsa da Başakşehir'in oyuncusunu bırakmayacağını açıklaması üzerine ibrenin değişmesine neden oldu.
ABDULLAH AVCI ÇOK GÜVENİYOR
Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe ile sözleşmesini karşılıklı olarak fesheden Mehmet Topal ile resmi temaslara başlayan siyah-beyazlılar, Topal'ın da kariyerine Türkiye'de devam etme isteğiyle birlikte transferi hızlandırdı. 33 yaşındaki tecrübeli oyuncuyu teknik direktör Abdullah Avcı'nın istediği ve takıma büyük fayda sağlayacağına inandığı kaydedildi. Deneyimli isme iki yıllık sözleşme teklifi götürüldüğü öğrenilirken, transferde hafta başına kadar neticeye varılması bekleniyor. Futbolculuk kariyerinde 480 maç bulunan Mehmet Topal, bu maçlarda 31 gol atarken 30 da asist kaydetme başarısı gösterdi.
22 milyondan vazgeçmişti
Mehmet Topal, F.Bahçe'de yaşadığı yorucu olayları gerekçe göstererek, 3.4 milyon Euro (yaklaşık 22 milyon TL) alacağından vazgeçip sözleşmesini feshetmişti.
Beşiktaş'ta ikinci feda dönemi
Beşiktaş halihazırda kadrosunda bulunan 26 oyuncuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret ödüyor. Siyah beyazlı yönetim takımdan gidecekler ve yerlerine geleceklerle birlikte, maaş bütçesini bu rakamın da altına çekmeye çalışacak. Mali kriz nedeniyle takım bütçesinde küçülmeye giden Beşiktaş, adeta ikinci Feda dönemini başlattı. Siyah beyazlı yönetim, halihazırda elindeki 26 futbolcuya toplam 30 milyon 500 bin Euro garanti ücret veriyor. Henüz yeni bir transfer yapmayan Beşiktaş, takımdan ayrılacak oyuncular da hesaba katıldığında takım bütçesinde 30.5 milyon Euro’nun da altına düşmeye çalışacak. Bunun için de transferde acele edilmeyecek. Mümkün olduğunca bonservisi elinde olan oyunculara yönelecek olan Beşiktaş, oyunculara verilecek ücretlerde de istisnai durumlar hariç, 2 milyon Euro’nun üzerine çıkmayacak.
Uzatmak isteyen feda eder
Yönetim, gelecek sezon mukavelesi sona erecek olan ve takımda kalma arzusu olan ve halihazırda 2 milyon Euro’nun üzerinde ücret alan oyunculara da daha düşük kontrat önerecek. Bunu kabul eden isimlerin sözleş
meleri uzatılacak. Siyah beyazlı takımda Quaresma, Vida, Medel, Ljalic, Lens 2 milyon Euro’nun üzerinde yıllık garanti ücret alıyor. Bu oyunculardan Ljajic hariç diğerlerinin hepsine uygun teklifler gelirse elden çıkarılacak. Bu da hem kulübe gelir sağlayacak hem de yüksek kontrat yükünü azaltacak.
Cyle Larin’den tasarruf
1.6 MİLYon Euro yıllık garanti ücret alan ancak yeterli verimi sağlamayan 24 yaşındaki Cyle Larin, en kötü ihtimalle kiralık olarak gönderilecek. Gerekirse bu oyuncunun yıllık ücretinin bir kısmını Beşiktaş ödemeye devam edecek. Yönetim, “Larin’den ne kadar tasarruf yapsam kârdır” mantığıyla bakıyor. Kanadalı golcünün Belçika ekibi Zulte Waregem’e kiralandığı öğrenilse de bu konuda henüz resmi açıklama yapılmış değil. Kadroda bulunan 11 yabancıya 19.6 milyon Euro ödenirken, 15 yerliye ise 70.8 milyon lira (10.9 milyon Euro) ödeniyor.
Beşiktaş Ali Adnan için girişimlere başladı!
Beşiktaş, Umut Meraş’taki belirsizlik nedeniyle Udinese’de oynayan Ali Adnan’a yöneldi. Yönetim İtalyan kulübüne resmi teklifte bulundu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş'tan yeni bir atak... Yeni sezonda sol bekte sıkıntı yaşamak istemeyen Siyah- Beyazlı yönetim Bursaspor'da oynayan Umut Meraş'taki belirsizlik nedeniyle rotayı daha önce Çaykur Rizespor forması giyen Ali Adnan'a çevirdi.
Bonservisi İtalyan kulübü Udinese'de olan Iraklı futbolcu Vancouver'da kiralık olarak forma giyiyordu. Beşiktaş Yönetimi'nin Abdullah Avcı'nın isteği üzerine bu transferi bitirmek için çaba sarfettiği gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Transfer Haberleri

Bryan Dabo'nun menajerinden flaş Fenerbahçe açıklaması!

Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin Fiorentina forması giyen Bryan Dabo'yu transfer etmek istediği öne sürülmüştü. Oyuncunu menajeri Patrick Mendy de çıkan iddialar üzerine bir açıklamada bulundu. Önümüzdeki sezona iddialı bir kadroyla girebilmek için çalışmalarını hız kesmeden sürdüren Fenerbahçe'nin merkez orta saha bölgesini Serie A ekiplerinden Fiorentina'da forma giyen Bryan Dabo'yla güçlendireceği öne sürülmüştü.
Kulübüyle 2022 yazına kadar kontratı bulunan 27 yaşındaki Burkina Fasolu futbolcunun menajeri Patrick Mendy'den çıkan bu iddialar üzerine bir açıklama geldi. İtalya'da yayım yapan "Fiorentina.it" adlı internet sitesine konuşan Mendy, oyuncunun Sarı Lacivertliler'e transfer olup olmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
"Fenerbahçe'yle hiçbir görüşmemiz olmadı. Bunların yalnızca birer dedikodudan ibaret olduğunu düşünüyorum. Zira Fenerbahçe'nin sportif direktörü Damien Comolli'yi çok tanıyorum ve oyuncumu istese beni kesinlikle arardı. Bryan şu anda Fiorentina'ya odaklanmış durumda ve başarılı bir sezon geçirmeyi hedefliyor. Yeni yönetimle şimdiye dek görüşmedim. An itibarı ile de planlanmış bir görüşmemiz yok."

Fenerbahçe Yasir Subaşı'nı kadrosuna kattı! Sıra Rodrigues'te...

Kadrosuna daha önce Murat Sağlam, Allahyar Sayyadmanesh, Emre Belözoğlu ve Max Kruse’yi kattığını açıklayan sarı lacivertli kulüp, 23 yaşındaki sol beki de transfer edecek. Ayrıca Garry Rodrgues için görüşmeler sürüyor. Fenerbahçe'de transfer harekatı sürüyor. 1. Lig ekibi Ümraniyespor’da forma giyen Yasir Subaşı, 14 bin Euro’ya transfer olduğu İstanbul ekibindeki başarılı performansıyla dikkat çekti. Bunun üzerine F.Bahçe, eski oyuncusunun sözleşmesindeki, “1 milyon TL’ye geri alınabilir” maddesini devreye soktu ve Yasir’i renklerini kattı.
2 yıl için 5 milyon Euro ödenecek
F.Bahçe'nin , Suudi Arabistan ekibi Al Ittihad’ın gelecek sezon planlamasında yer almayacak Garry Rodrigues’i kiraladığı ifade edildi.
Yeşil Burun Adalı 28 yaşındaki kanat oyuncusunun transferinin kısa süre içerisinde duyurulması bekleniyor. Rodrigues ile 2 sezonluk sözleşme imzalanacağı ve futbolcunun da yaklaşık 2-2.5 milyon Euro civarı yıllık ücret alacağı belirtildi.

İngilizlerden Ozan Tufan'a büyük övgü!

İngilizler, derinlemesine Ozan Tufan’ı analiz etti. Türkiye’de oldukça ses getiren Ozan’ın, şimdi yeteneklerini Avrupa’ya ispatlaması gerektiği yazıldı.
İngilizler'in ünlü analiz platformu ‘totalfootballanalysis’, F.Bahçeli Ozan Tufan’ı inceledi. Kiralık gittiği Alanya’da ve Milli Takım’daki verileri üstünden gidilen grafiklerde, şu detaylar vardı:
Bir merkez orta sahaya göre atak ve savunmada çok rahat. Aynı zamanda saldırma ve patlama oranı yüksek. Anahtar pasları iyi. Cesaretini toplarsa, iyi bir oyuncu olacak. 24 yaşına kadar Milli Takım, F.Bahçe ve Bursa deneyimleriyle, ulusal düzeyde ses getirdi. Becerilerini kullanırsa, Avrupa’da ses getirecek. Türk futbolu için önemli bir sanatçı.

Elif Elmas Fenerbahçe'nin kasasını dolduracak

Fenerbahçe yönetimi, Makedon oyuncusunun transferinde hedefi bir hayli yükseğe çekti, planını değiştirdi. Birçok Avrupa ekibinin yakın takibinde olan Eljif Elmas için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması düşünülüyor. Bu nedenle genç yıldızın bir sezon daha sarı-lacivertli takımda kalıp, gelecek sezon satılması düşüncesi üzerinde ciddi ciddi duruluyor
Fenerbahçe Yönetimi Eljif Elmas transferinde hedef büyüttü. Birçok Avrupa kulübünün yakın takibinde olan genç futbolcu için bonservisindeki çıkış maddesi olan 23 milyon euronun kulübe kazandırılması hedefleniyor.
Sezon başı ve ortasındaki kötü performansı sebebiyle büyük hayal kırıklığı yaşayan yönetim, ardından Eljif ile biraraya gelmişti. Kötü gidişatın sebepleri masaya yatırılmıştı. Bu görüşme sonrası kendi pozisyonunda oynamaya başlayan Makedon futbolcunun performansı müthiş şekilde arttı. Daha önce 5-6 milyon euroya satma fikri hakimken bu miktar 15’lere yaklaştı.
Şimdiyse yönetimde Eljif’in 15 milyon euronun da üzerinde bir rakama satılma ihtimalinden bahsediliyor. Genç futbolcunun satışı için öncelikle UEFA kararı bekleniyor. Ancak yönetimin kafasında Eljif’ten maksimum bonservis geliri kazanmak var.
Bu nedenle futbolcunun satılmayıp bir sezon daha oynatılması ve 23 milyon euroya gönderilmesi planı üzerinde de ciddi ciddi duruluyor.
Baba faktörü
Genç futbolcunun babası Cevat Elmas ise bir İtalyan bir de Makedon menajerle tek tek külüpleri geziyor. Özellikle İtalyan kulüpleri ile yakın ilişki içine girilse de henüz hiçbir kulüpten resmi bir teklif gelmedi. Sadece menajerler aracılığıyla sarı - lacivertli kulübün ne kadar bonservis bedeli istediği soruluyor. Teklif edilebilecek rakamlar aktarılıyor
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle

4 Temmuz 2019 Perşembe Galatatasaray Transfer Haberleri

Galatasaray'dan Gustavo Cuellar bombası! 6 milyon euroluk teklif...

Yaz transfer döneminin hareketli takımı Galatasaray'la ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Sarı Kırmızılı kulübün 26 yaşındaki Kolombiyalı futbolcu Gustavo Cuellar için kulübü Flamengo'nun kapısını çok ciddi bir teklifte çaldığı öne sürüldü
Yaz transfer döneminde Ryan Babel, Jimmy Durmaz, Valentine Ozornwafor, Şener Özbayraklı ve Adem Büyük'ü kadrosuna katan Galatasaray ile ilgili Brezilya'dan gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi
Transferin en hareketli takımı olan Sarı Kırmızılılar'ın Flamengo'da forma giyen 26 yaşındaki Kolombiyalı defansif orta saha oyuncusu Gustavo Cuellar için transfer teklifinde bulunduğu öne sürüldü.

Son dakika! Galatasaray'dan Başakşehir'e flaş transfer!

Medipol Başakşehir, altyapının başına Galatasaray'dan ayrılan Nedim Yiğit'i getirdiğini resmen açıkladı. eni sezon hazırlıklarını sürdüren Medipol Başakşehir'den geleceğe yönelik büyük bir adım atıldı. Son olarak Galatasaray altyapısının başında bulunan Nedim Yiğit, Başakşehir'in altyapsının başına geçti.
Medipol Başakşehir'in yaptığı açıklama şöyle;
İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü Akademi Direktörlüğü görevine Nedim Yiğit getirilmiştir. Uzun yıllar Genç Milli Takımlar ve A Milli Takım’da da görev yapmış olan Nedim Yiğit’e ailemize hoş geldin diyor, başarılar diliyoruz.

Flaş iddia! Yusuf Erdoğan'ın transferi askıya alındı.

Galatasaray'da yönetimin, transfer bitmeden Sarı-Kırmızılı formayla fotoğrafı ortaya çıkan Yusuf Erdoğan'ın transferini askıya aldığı iddia edildi. Yusuf Erdoğan'ın Galatasaray formasıyla verdiği fotoğraf başına bela oldu.
Cimbom; Jimmy Durmaz, Babel, Şener Özbayraklı, Adem Büyük, Ryan Babel, Ozornwafor gibi isimlerin transferini açıklarken, Yusuf Erdoğan'da flaş bir gelişme yaşandı.
Bonservisi elinde olan ve İstanbul’da hazırlıklarını sürdüren Yusuf’un, henüz imzayı atmadan askerde iken Galatasaray forması giymesinin sarı kırmızılı yöneticiler tarafından doğru bulunmadığı ve transferin askıya alındığı öne sürüldü.

Mbaye Diagne bu yüzden Arabistan'a transfer olamıyor!

Suudi Arabistan'daki futbol kulüpleri ve yönetimleriyle ilgili derin araştırmada Diagne'nin menajeri D'Avila'nın da adı geçti. Galatasaray, transfere kaynak bulabilmek için dört gözle Diagne’nin satışını beklerken, Suudi Arabistan kapısı kapandı. Genişletilen yolsuzluk soruşturmasında Diagne’nin menajeri William D’Avila’nın da isminin bulunması transferin başka ülkelere kaymasına neden oldu.
Suudi Arabistan’da futbol kulüplerinde yaşanan yolsuzluklar nedeniyle kulüp yönetimlerinin değişmesi ve Diagne transferinin de buna takılması olayı bununla da kalmadı. Derin soruşturmaya Türk futbol piyasasının yakından tanıdığı bir menajer de takıldı.
Suudi devletinin geçmişteki birçok transferi mercek altına aldığı ve Diagne’nin transferi için aracı olan menajer William D’Avila’nın adının da bu soruşturmalarda geçtiği ifade edildi. Bu durum nedeniyle Diagne’nin Suudi Arabistan Ligi Şampiyonu Al Nassr’a transferinin neredeyse imkansız bir hal aldığı ifade edildi. Suudi Arabistan’daki sıkıntılar nedeniyle Diagne için başka pazarlara kaydıkları, sarı-kırmızılıların da bir takım arayışının olduğu bildirildi. Galatasaray’daki birçok yapılacak transferin Diagne’nin satışıyla ilgili olması da yine bazı planların ertelenmesine neden olabilecek gibi görünüyor.
Derdiyok da gidemedi
Suudi pazarındaki duraklama nedeniyle birçok transfer de süreçten olumsuz etkilendi. Galatasaray ile sözleşmesi biten Eren Derdiyok’un da bir Suudi kulübü ile anlaşmasına karşın, yaşanan süreç nedeniyle bu transferin gerçekleşmediği dile getirildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium24 İzle, Futbol Cafe Tv, Bein Sports Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2018.02.20 21:47 ersagburada Ersağ Fosfatsız Çamaşır Tozu

♻️TÜRKİYE'NİN İLK FOSFATSIZ ÇAMAŞIR TOZLARI, ERSAĞ ÇAMAŞIR GRUBU♻️ VE ❌KATKILI ÇAMAŞIR DETERJANLARI NEDEN ZARARLI?❌ (SONUNA KADAR DİKKATLE OKUYUN)
💚💚İNSAN SAĞLIĞINA ZARARI OLMAYAN ÇEVRE DOSTU; 💚💚Ersağ Çamaşır Yıkama Grubu💚💚
♻Beyaz Çamaşır Tozu 4 ölçü toz, 4 kapak çamaşır aktif ♻Renkli Çamaşır Tozu 3 ölçü toz, 1 kapak çamaşır aktif ♻Çamaşır Aktif (Fosfat yerine kullanılması şart tozları destekleyici sıvı) Leke ve kir çıkarma özelliği yüksektir. Yüksek köpük oluşturabilme kabiliyeti sebebiyle genel temizlik maddesidir. Temizleme etkisi sıcaklık ve çözünürlük ile artış gösterir. Fazla köpük oluşmasını önleyicidir. ♻Çamaşır Kokusu (İsteğe bağlı kullanılır. çiçek, pudra kokusu)
Çamaşır grubunda Türkiye'nin ilk fosfatsız çamaşır tozlarını üreten Ersağ, çamaşır grubunun içeriğini RİTHA bitkisi oluşturmakta. İçeriğinde ki bu özel bitkinin tanıtıma geçmeden önce; Ersağ çamaşır grubuna geçtiğiniz an kimyasal içerikli ürünlerinizi kullanmamalısınız. Beyazlarda Ersağ renklilerde market ürünü, yada bebeğin çamaşırlarını Ersağ Çamaşır grubu ile yıkayayım, diğerlerini market ürünü deterjan ile kullanayım, diye bir kullanım şekli önerilmez. Bu şekilde kullanmanız halinde sağlıklı çamaşırlar anlamında sonuç alamazsınız. Kimyasal katkılı detarjan grubundan bitkisel çamşır tozlarına geçtiğiniz de sıkıntılı bir süreç yaşarsınız. Çamaşırlarınızda ki kancalı kimyasal dediğimiz kimyasal atıklar temizleninceye kadar tam netice alamazsınız. 3 yada 4 yıkamadan sonra ise netice mükemmel olacaktır. Ersağ çamaşır tozlarına geçiş yaptığınız zaman, Ersağ çamaşır tozları ile çamaşır yıkamadan önce makinenizi BANYO WC ürümüzü kullanarak boş çalıştırırsanız çok daha çabuk netice alırsınız. Ersağ Çamaşır tozlarına geçtikten bir süre sonra, makinenizin çamaşır gözlerinde kapkara oluşan tortuların yok olduğunu göreceksiniz. Ve sonrasında Ersağ çamaşır tozları kullandığınız sürece makinenizin deterjan gözü daima pırıl pırıl olacaktır. Ölçülere sadık kalınmalı özellikle fazla kullanılmamalıdır. Ölçü harici kullanılması halinde çamaşırlarınızın renklerinde sorun yaşayabilirsiniz. Konsantre olduğu için marketten aldığınız 6kg lık çamaşır deterjanı ile aynı sürede kullanılır. Özellikle cilt rahatsızlıkları yaşayan kişilerin öncelikli değiştirmeleri gereken çamaşır deterjan grubudur.
🌀RİTHA (Sapindus mukorossi)🌀 Soapnut ağacı Ritha: Hindistan'da yetişen bir ağaçtır. Ayrıca sabun somun ağacı olarak bilinen asaya ve alt tropikal bölgelerde yetişir. Meyveleri temmuz , Ağustos görülür ve Kasım-Aralık aylarında olgunlaşır.
💠Antimikrobiyal özelliği sayesinde çamaşırda mikrop barındırmaz.
💠Doğal anti-fungal ( mantar karşıtı) özelliği vardır.
💠Hipoalerjeniktir. Kimyasal deterjanlar ve onların kokularının neden olduğu alerjilere neden olmaz.
💠Renklere zarar vermez ve narin çamaşırlara son derece naziktir.
💠Düşük köpürme oranıyla çamaşır makineleri için mükemmel bir üründür.
💠Diğer bir kimyasal madde olan yumuşatıcı kullanma ihtiyacını ortadan kaldırır.
💠% 100 geri dönüşümlüdür. İşi biten meyveler doğada gübre olarak kullanılabilir.
💠Hiçbir üretim süreci yoktur. Hiçbir kimyasal madde veya fosil yakıtın kullanılarak üretilmeye ihtiyaç duymaz.
💠Ekosistemi ve su kaynaklarımızı kirletmez.
💠Çevre dostudur.
💠Temelde sonsuz bir raf ömrü olan doğal bir meyvedir.
❇RiTHA NASIL TEMİZLER? Çok basit olarak anlatmak gerekirse, deterjan mantığıyla çalışır. Ancak Konvansiyonel deterjanlar, kimyasal yüzey aktif maddeler içerirken RiTHA Meyvesi doğal olarak Saponin içerir ve bu meyveler ılık veya sıcak su ile temas ettiğinde saponinleri (sabun) serbest bırakır. Saponinler suda doğal yüzey aktif (yüzey aktif madde) olarak dolaşır. Saponin su ve kileke arasındaki yüzey gerilimini kırarak lekelerin çamaşırlardan ayrılarak serbest kalmalarını sağlar. Daha sonra saponin kir ile kumaş arasında süspansiyon görevi görerek kiri çamaşırdan uzaklaştırır.
❇ÇOK HASSAS CİLDE SAHİP KİŞİLER RiTHA KULLANABİLİR Mİ ? Evet. Sentetik deterjanlarda kullanılan kimyasallar ve çamaşır katkı maddeleri hassas cilde sahip kişilerin yaşam kalitesini etkileyip birçok sorun oluşturmakta ayrıca kullanılan sentetik kokular da bu duruma katkı sağlamaktadırlar. Ritha hiçbir kimyasal madde ve sentetik koku içermez. Ritha tamamen doğal bir temizleyici olup cilt bakımı ve sağlığına da katkı sağlayarak yaşam kalitenizi arttırır.
❇RİTHA İLE YIKANAN ÇAMAŞIRLAR HİJYEN OLUR MU ? Evet. Ritha doğal olarak anti-fungal (mantar karşıtı) ve anti-mikrobiyal özelliklere sahiptir. Çamaşırlarda mantar ve bakterilerin üremesini engeller.
❇RiTHA SİRKE GİBİ KOKUSU VAR. BU KOKU ÇAMAŞIRLARA İŞLER Mİ? Hayır. Ritha'nın kokusu elbiselere geçmez. Çamaşırınız makineden tamamen taze ve temiz kokusuyla çıkar.
❇RiTHA İLE ÇAMAŞIR YIKARKEN ÇOK AZ KÖPÜK OLUŞUYOR. ÇAMAŞIRLARIM YİNE DE TEMİZ OLUR MU? Evet. Çok köpük eşittir çok temizlik anlamına gelmez. On yıllar boyunca yapılan reklam ve pazarlama taktikleriyle bizim böyle düşünmemiz sağlanmış ve beynimiz yıkanmıştır. Deterjanlarda gördüğümüz olağanüstü köpük birçok kimyasal madde ile elde edilmektedir. Ritha çok az köpük üretir ama yine de çok etkili çalışır. Yıkama sonunda elbiselerinizin temiz olduğunu ve ferah koktuğunu göreceksiniz.
💢Özellikle allerjik bünyesi olanlar için, nörodermetit den yakınan ve hassas ciltler için kimyasal deterjanlar azdırıcı bir rol oynarken Ritha dan üretilen, ERSAĞ Temizlik üreünleri bu kişilerde güvenle kullanılabilir. 💢Ritha, Egzema, kronik kaşıntı ve sedef hastalığı gibi cilt rahatsızlıklarında doğal bir iyileştirici olarak etki gösterir.
💢Ritha bitkisi, Etkin temizlik yapmada kullanılan bir bitkidir. 💢İçerisinde antibakteriyel, yumuşatıcı, kireç önleyici gibi bulunan 55 adet etken madde sayesinde ve yine kırmızı neons sayesinde renklileri daha canlı gösterip çamaşırların liflerini korumaktadır. Ritha bitkisi bu sayede çamaşırların yıpranmasını önlemektedir.
💢Ritha Antioksidan bir bitkidir.
❓Peki Antioksidan nedir ?
Aldığımız her nefeste vücutta serbest radikaller oluşur. Hava kirliliği, kronik hastalıklar, sigara, pasif içicilik, diyetsel kanserojenler, enfeksiyonlar, kuvvetli egzersiz, stres ve güneşe maruz kalma vücutta serbest radikalleri arttırabilecek faktörlerdir. Bu serbest radikaller vücuduuzda biriktikçe sağlık kötüleşir ve yaşlanma hızlanır. Kırışıklıklar ve ciddi hastalıklara kadar sizi her şeye karşı dayanıksız hale getirir.
❓Antioksidanlar Nasıl Yararlar Sağlar ? Faydaları nedir ?
✅Yaşlanma sürecini geciktirir. ✅Pek çok çeşit kanser riskini azaltır. ✅Tümörlerin büyümesini durdurmaya yardım eder. ✅Vücuda alınan kanserojenlerin zararlı etkilerini gidermeye yardım eder ✅Kronik akciğer hastalıklarına (astım, bronşit, anfizem gibi) karşı korunmaya yardımcı olur. ✅Çevresel kirliliklere karşı koruma sağlar.
⚠🆘ÇAMAŞIR DETERJANLARINDA Kİ TEHLİKE!🆘
📌 Çamaşır Deterjanları içinde yaklaşık %30-40 'a kadar bulunan sodyum - tripolifosfat ve diğer fosfat türlerinin yüzde miktarı insan ve çevre sağlığını tehdit etmektedir.
📌Deterjanların içindeki kimyasal maddelere karşı alerjisi olan kişilerde bazı rahatsızlıkların görüldüğünü belirten Dr. Abdulkerim Cirit, bunun yanında Otopik Dermotit denilen ve daha çok çocukluk çağında görülen hastalıklarda da deterjanların hastalığı şiddetlendirici etkilerinin bulunduğunu ifade etti.
📌 Fosfat kirliliği : Toz deterjanların temel maddelerinden birisi olan Sodyum polifosfatlar atık sularda yoğun olarak bulundukları zaman ortamda bulunması muhtemel azot bileşiklerinin de yardımı ile gübre etkisi göstermektedir. Bu ise, göllerde ve akıntısı olmayan deniz sularında bitkisel hayatı sağlıksız bir şekilde körükleyerek alg ve yosunların büyük boyutlarda artmasına sebep olmaktadır. Ötröfikasyon olarak isimlendirilen bu olay, daha ziyade İsviçre, İtalya, Finlandiya, İsveç, Hollanda gibi göl ve durgun suların önemli ölçüde yer aldıkları ve yerleşme merkezlerinin artıklarından etkilendikleri ülkelerde ciddi bir sorun halindedir. Su ortamında alglerin ve diğer bitkilerin büyümesi, sudaki inorganik element konsantrasyonlarında değişiklik meydana getirir. Bilhassa yaz aylarında güneş ışınlarının kuvvetli olduğu zamanlardaki fotosentez olayı sudaki karbondioksit konsantrasyonunun azalmasına sebep olur ve pH artar. Bu pH değişikliği ile birlikte kalsiyum karbonat çökelmesi olur. Geceleri ise fotosentez durup solunum devam ettiğinden karbondioksit konsantrasyonu artar ve pH düşer. Arıtmaya alınan sudaki bu pH değişiklikleri pıhtılaşma ve yumaklaşma verimini olumsuz yönde etkiler. Algler kum filtrelerindeki tıkanmalara sebep olabilir. Tesirli bir pıhtılaştırma ve çökeltme alglerin % 90 - 95 'ini gidermekle birlikte kalan miktar filtrelerde yük kayıplarına sebep olabilir. Filtrenin geri yıkama sıklığı dolayısıyla geri yıkım masrafları da artar. Bunu önlemek gerektiğinde ise pıhtılaştırma ve yumaklaştırmanın işletme giderleri artacaktır. Alg büyümesi ve daha sonra ölmesi sonucu ortamdaki organik madde konsantrasyonu artacağından suyun klor ihtiyacı da artacaktır. Bazen de rezervuarlarda alg kontrolü için klorlamaya ihtiyaç hissedilir. Suda çok miktarda alg bulunması, güneş ışınlarının ısı enerjisine çevrilmesi sonucu suyun sıcaklığını da arttırır. Üniform kalitede arıtılmış su için arıtma tesisine giren su sıcaklığındaki değişiklikler az olmalıdır. Algler aynı zamanda korozyona da sebep olmaktadır. 1970 yıllarında kullanılan deterjanlar sebebiyle suya karışarak ötröfikasyonu hızlandıran fosforun kontrol çalışmalarına başlanmıştır.
✅DETERJAN NEDİR?✅ Petro-Kimya ürünlerinden elde edilen, temizleme ve arıtma gibi işlemlerde kullanılan, toz, sıvı ya da krem şeklinde olabilen kimyasal maddelere ''Deterjan'' denilmektedir. Deterjan, kir sökücü anlamına gelmektedir ve sabun dışındaki temizliyicilerin tümü deterjan sınıfına girmektedir. Deterjanların yoğun bir şekilde kullanımına II. Dünya Savaşı sırasında başlanılmıştır. Fakat deterjan temizlik amacıyla değil, sabun yapımında kullanılan yağlar, askeri araç ve silahları yağlamak amacıyla kullanılmıştır. Deterjan, sabun gibi kirleri, yağ lekelerini sökerek bunların suda asılı durumda kalmalarını sağlamaktadır. Deterjan sabunun yaptığı her işi yapabilse de sabun birçok kullanım alanında deterjanın yerini alamamaktadır. Deterjan, suyun yüzey gerilimini azaltarak, temizlenecek nesnenin içine girmektedir. Bu şekilde kirler ve yağlar oldukları yerlerden çıkarak tekrar kirlerin nesneye yapışmasını önlemektedir. Deterjanın en önemli özelliklerinden biri de köpüklenmedir. Deterjanlar sert sularda bile kolayca köpürebilen bir yapıya sahiptir.
❗DETERJAN KATKI MADDELERİ❗ 🆘 Kompleksleştiriciler 🆘 Ağartıcılar ve Stabilizatörler 🆘 Korozyon önleyiciler 🆘 Optik beyazlatıcılar 🆘 Kolloidal taşıyıcılar 🆘 Köpük ayarlayıcılar 🆘 Dolgu maddeleri 🆘 Dezenfektanlar 🆘 Parfüm 🆘 Ovucular, enzimler ve diğer aktif madde katkıları
📍DETERJANIN ZARARLARI📍
Günlük hayatımızda temizlik ve hijyen amacıyla sıklıkla kullandığımız deterjanın zararları olduğu bilinmektedir. Cilt üzerinde egzama ve mantar gibi hastalıklara sebep olmasının yanı sıra, içme suları ve deterjanla temizlenen bulaşıklarda kalan deterjan atıkları yoluyla da sindirim sisteminde de rahatsızlıklara neden olmaktadır. Ayrıca, deterjanlar kullanıldıktan sonra biyolojik olarak parçalanmadıkları için çevre kirliliğine de sebep olmaktadır. Çamaşır deterjanlarında insan vücuduna zararlı amonyak ve petrol türevi birçok kimyasal bulunuyor. Bu maddeler suda çözülmüyor. Dolayısıyla fosfat ve formaldehit içeren deterjanlar çok zararlı.. Ayrıca astım hastaları ile alerjiye hassas bünyesi olanlar ve egzamaya yakalananların piyasadaki deterjanları kullanmaması, bunların yerine sabun tozu ve çamaşır sodasını tercih etmeleri önemli görülüyor.
Aynı şekilde zararlı pek çok kimyasaldan üretilen yumuşatıcılar da terk edilmeli... 🖇Deterjanlar 26 saniye de vücudumuzun bütün organlarına geçiyor.🖇 Çoğunlukla, deterjanla doğrudan temas halinde olan cilt bölgelerinde, kişilerin hassasiyet düzeyine göre değişen şiddette kızarıklık, yanma hissi, kaşınma gibi etkiler oluşabilmektedir. Fakat bu beklenen bir husus olup, deterjan denen temizleyici madde, derinin yağını alması sebebiyle deriyi zayıflattığından böyle alerjik durum oluşabilmektedir. Bu etkiler kişinin deterjan ile teması bıraktıktan bir süre sonra kendiliğinden yok olmaktadır. Zaman zaman bu temizlik ürünlerinin güçlü kokusunu gidermek amacıyla içlerine limon ya da başka bir ferah koku eklenebiliyor, bu yanlış bir uygulamadır. Çünkü, kötü koku o ürünü koklamanın kişilere zarar vereceğini gösteren bir uyarıdır.
📉Deterjan kalıntılarının tamamını temizlemek için, çamaşır makinesinde, çamaşırları 8 ton su ile yıkamak gerekir. İç çamaşırları bütün gün deriye temas ettikleri için sağlık açısından birçok tehlikeye sebep olabilirler. Göğüs, lenf, rahim, prostat ve deri gibi kanserlerinde son dönemde gerçekleşen hızlı artışın iç çamaşırlardaki kimyasal kalıntılar olabileceği söylenmektedir.
📉Deterjan kullanımının çevrede de rahatlıkla görülebilen etkileri de bulunmaktadır. Marmara Denizin de görülen ''kırmızı su'' olaylarında rol oynayan yoğun plankton üremelerinde denize boşaltılan diğer atıkların yanında sentetik deterjan atıklarının da önemli ölçüde etkisi olmaktadır. Deterjanlara temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda (%10-30) kullanmakta, onun yerine ucuz olan bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özellikleri olan suda az eriyen inorganik maddeler karıştırmaktadırlar. Bir deterjanın yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğratmayan maddelerin oranı onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir. Bu maddelerin su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve denizlere ulaşması buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Son 25 yıl içerisinde birçok ülke deterjan üretiminde biyodegredasyonu hızlı yüzey-aktif maddeler ve katkı maddeleri kullanmaktadırlar. Yüzey-aktif maddesi Lineer alkil benzen (LAB) ve benzeri yapıda olan deterjanlar su ve toprakta daha hızlı biyodegredasyona uğradığından deterjan üretiminde öncelikle tercih edilmektedir. Örneğin A.B.D, 1963 yılından bu yana LAB dışında yüzey-aktif maddenin deterjanlara katılmasına izin vermemektedir.” Açıklamasını yapmaktadır.
Ülkemizde üretilen deterjanlara yakın zamana kadar katılan dedosil benzen (DDB) yüzey-aktif maddesi kimyasal yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte dolayısıyla doğada giderek birikmekte idi. Bu tehlikeli gidişi durdurmak için DDB yasaklanmış ve onun yerine LAB kullanılmaya başlanmıştır.
Deterjan içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katlı maddelerinin çoğu da yüzey-aktif madde gibi insan organizmasına gıdalardan ve diğer yollardan girdiklerinde dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden olabilmektedirler. Bir çok kanser türünün ise dokuların sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği literatürlerde bildirilmektedir. Ayrıca akciğer tahribatı, akciğer iltihabı, alerjik reaksiyonlar, santral sinir sisitemi, kalp, böbrek ve kan damar rahatsızlıkları, endokrin ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi önemli rahatsızlıkların kaynağı üretimde kullanılan katkı maddeleri ve dolayısı ile deterjanlar olabilmektedir.
Deterjanın kullanım yerleri ile temas sonucu vücudumuza giren miktarı, yapacağı zarar yönünden önemlidir. A.B.D’de bir günde insan vücuduna giren deterjan yüzey-aktif maddesinin en çok 0.3-3 mg arasında olduğu belirtilmesine karşın ülkemizde bazı yörelerde yapılan çalışmalar içme sularında dahi çok yüksek miktarlarda deterjan bulunduğunu ortaya koymuştur.
Her ne kadar vücudumuza giren günlük deterjan miktarı bilinmese de, bunun çok yüksek düzeyde olması güçlü bir olasılıktır. Bu nedenle biyodegredasyonu en hızlı olan deterjan kullanılmasının özellikle ülkemizde önemi büyüktür.
Sonuç olarak medeniyet gereği olan temizlik işlerimizde kullandığımız deterjanların çevre kirlenmesi ve özellikle sağlığımız açısından zararlarından korunabilmek için üretimlerinin kontrol altında tutulması zorunludur. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlığa ve çevre kirlenmesine en az zararlı bileşimlerin saptanıp bu standardın dışında deterjan üretimine izin verilmemesi gerekmektedir.
Ayrıca üretici firmaların deterjan kullanımını özendirmek için giriştikleri reklam kampanyalarının abartılı ve gerçeği yansıtmaması da tüketicinin kafasında ‘madem süper ötesi temizlik sağlıyor, madem tüm zorlu kiri pası çıkarabilmekte o zaman neden her ay reklamlarda formülü yenilenir ya da geliştirilir olarak gösterilmeye çalışılmaktadır?’ Sorusunu tekrar ettirmektedir.
Gıda Mühendisi İsmail Erbay’ın bir makalesinde de:
“Sentetik temizlik ürünlerinin başlıcaları, Çamaşır ve Bulaşık deterjanları, Sıvı sabunlar ve Şampuanlardır. Sıvı sabunlar, bulaşık deterjanları ile şampuan hammaddelerinin orantıları değiştirilmiş halidir. Sabunun sıvılaştırılmışı değildir.
Bu temizlik mamullerinin içerisindeki kimyasallar insan vücudunda karbon yapımızı kırarak veya oksijeni tüketerek tamiri imkânsız hastalıklara yol açarlar. Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız yapılacak bir şey vardır:
📌-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı 8.000 kg ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir. 📌-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı 6.000 kg (6 ton) su ile durulamanız gerekir. 📌-Banyoda: Şampuan veya body jel kullanmışsanız 2.000 kg (2 ton veya 250 orta boy kova dolusu) su ile durulanmanız gerekir.
Küçük çocuğu olup da boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik hastalığı geçirmeden büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır. Yıkama sonunda çamaşırlarınızı yeni gibi temiz, yumuşak ve ferah bulursunuz.
📝Araştıran Hazırlayan Özlem Ayral
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]